Kağıt Helva

Merhaba. Nasılsınız? Olmadı, her şeye rağmen nasılsınız?
Ben kendimi o kadar zorluyorum ki. Haziran ayında kuzenimle küçük bir tatil yapalım dedik. İkimiz de o kadar yorulmuşuz ki. Ben iyi geleceğini düşünmemiştim bana. Fakat deniz seviyesinden yüzlerce metre yukarıda bir şey fark ettim. Hem de ayağımı sis denizine bırakmış bir vaziyetteyken. Aşağıyı görmek istemiyordum. Defalarca düştüğüm o güvenli yer kabuğu beni cezbetmiyor artık. Defalarca daha düşsem bile, yine kalkacağımı biliyorum çünkü. Aşağısı öyle bir yer. Ve ben bu durumdan yoruluyorum. Bazen gerçekten bir ses bana "Karda donmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor ama sen öldüğünün farkında değilsin" diyor sanki. 

Her şeye ve tüm şeytanlara rağmen iyi kalmaya çalışmak, pes etmemek, zor. İnançlı biriysen hele yandın. Ne temelli gidebilirsin ne de temelli ümidini kesebilirsin. Göğsün daralır, gevşersin, üzülürsün, sabredemezsin fakat rahmetten de ümit kesilmez ki. Sana şah damarından daha yakın olan yaratıcıyla arana kimi ,neyi koyabilirsin? Diyorum kendime. Ama ben uslanmaz bir insanım.  Korkuyorum hatta. Çünkü kendimi benzetmek gibi olmasın ben kimim haşa da, Hızır ile seyahate çıkıp bir şeylerin sonucuna sabredemeyen Musa gibiyim. Bu neden böyle, bunu niye öyle yapmışlar, neden buna bu şekilde karar verilmiş, şimdi ne olacak? ...  Ya bir dur işte. Senin hayır bildiğin şey bir şer getirecek veya şer sandığından bir hayır çıkacak belki. Gaybı bilememek insanoğlunun bu kadar zoruna gitmemeli ya. Bir yerde kabul et acizliğini yani. Yap şunu. 





Belli belirsiz bir yol önümde. Sanki adımımı atsam bir toz bulutu içerisine gireceğim. Ya bana hep güzel gibi görünen ve hep yapmak istediğim o şeyler aklımda kurduğum kadar iyi değilse ve gelip  geçici ise? Şimdi ben bana sürekli her kararımda bunları düşündüren bana kendimden şüphe ettiren beynimin ayaklarıma gönderdiği sinyale güvenip nasıl adım atayım?  

Sanki hayattaki tek tesellim alnımı o yağız yere koyduğumda tanrıdan gayrısına kulluk etmemenin getirdiği bir sevinç. Fakat insanım ya işte , kaderin gayrete bağlı olduğunu unutuyorum .Bu azgın kalabalıkla işimiz ne olacak rabbim diyorum nasıl çıkacağız bu karanlıktan? Biliyorum yine biliyorum ki toplum kendini değiştirmediği için şımarık zalimlerin azgınlığı artıyor ve bu güzel topraklar daha da yaşanmaz hale geliyor. İnanmayacaklar diye kendimizi tüketiyoruz. Sanki inanmayı hak ediyorlarmış gibi. Çünkü her fırsatta şirk koşmadan iman etmeyen bu insanların en çok yaptığı şeyin diğerlerinin imanını sorgulamaları ve başkalarının hayatlarına bu amaçla karışabileceklerini düşünmeleri, sürekli ayrışmaları, en güzel değerleri bölük parça etmekteki sevdaları bitmiyor. 

Önümdeki toz bulutundan ve yarının neler getireceğine neler götüreceğine dair bir bilgim asla olamayacağı için gerginim. Fakat Rabbime tutunuyorum. Kendi adıma konuşuyorum. Ondan başka gidecek bir kapım yok. Benim bu hayattan sonrasına dair ilk korkum kitabımın soldan verilmesidir. En büyük ikinci korkum o beğenmediğim zalimlerle aynı ateşe atılmaktır. O yüzden bırak dünyalık bir şeylerin elimden alınma korkusunu, şu dakika canımı alacak olsalar bıktım, haykırmak isterim zalimin yüzüne yüzüne. Hem vallahi hem de billahi alacağız bizden çaldıkları yılların ve emeklerin hakkını onlardan. 


Her gün bir okun ucundaki zehir gibi yüreğime gerçeklerden bir  parça dokunuyor. Dizlerimin üstüne düşüyorum ama başımı eğmeye asla niyetim yok. Çok isterlerdi ama bir genç daha kendini o sis denizine bırakmayacak. Hatta bu karmaşada dahi bir eksik değil bir fazla olalım diye sevmekten ve benim gibi düşünen insanlar aramaktan vazgeçmeyeceğim. 


Ben birkaç yıl önceki bir yazımda isyan etmiştim kadına nasıl hitap edildiğini neden umursuyorlar diye. Hanım , hatun diye güzel kelimelerimiz varken bayan deyin bayan deyin diye tutturan geri zekalılar kadın deyin kadın deyin diyor, bir muhabbetin ortasında kendilerine kadın veya bayan denilince de zorlarına gidiyor. Hayır ne istiyorsunuz anlamadım ki siz harbiden hem cinsimsiniz diye demiyorum aptalsınız ya . Hanımefendi lafına takıldı geçen gün aptalın biri ya. Şaka gibi. Bir de bunların birlik olması gerektiğini falan düşünüyorlar. Ben bir bacınız olarak size katılmıyorum arkadaşlar. Feminizim ya ,kadın hakları, eşitlik abiğğ cart curt ayağını kesin. Ben sizin kendi içinizde dahi birbirinize nasıl düşmanlık ettiğinizi biliyorum ,dünyadaki her canlı size rakip sanki. Ne büyüttünüz kendinizi ya. Öğhff bu da böyle çıksın gitsin de rahatlayayım çıldıracağım, 12-13 yaşında çocuk bile bayan değil yalnız diye atlıyor her olaya. Kafam şişti bak kaldıramıyorum kesin artık. Bana bacı ,hatun ,kadın, abla, teyze , bayan, hanımefendi , mrs, madam hepsini diyebilirsiniz. Yalnız geçenlerde oyunda 14-15 yaşlarında bir çocuk bana helal lan koçum dedi clutch attığım için. Bir tık zoruma gitti dur o kadar da değil yani :D 



Neyse , gerçekten iyiyim ben son günlerde. Şehinşah abinin bir şarkısı var Samanyolu diye. Gerçekten insanı gezegenler arası bir seyahate çıkmış gibi hissettiriyor. Yani kişisel düşüncem bu yönde. Bana iyi geldiği için de son ses açıp eşlik ediyorum. Ve son zamanlarda sessiz , ıssız bir sahil kenarında yürümek isteği duyuyorum. Sonrasında dayanamayıp kaybolana kadar okyanusa yürümek, nefes nefese kalana kadar dalgalara karşı kulaç atmak ve yorulduğum an sırtüstü gökyüzünü izlemek... Ama orada öylece dururken haykırmak istemiyorum. Zira sesimin çıkacağını düşünmüyorum. Ben hala toz pembeyi istiyorum. Bir rüzgar gelip beni alsa, o sahil kenarına götürse. Çıtım çıkmadan sessizce düşüncelere hayallere dalsam tekrar yatağımda belirsem ve uzun bir uykuya dalıp uyandığımda daha hevesli olsam bir şeylere. Ben de resmen mucize istiyorum.  Ama Allah'ım sen biliyorsun ya çok yorgunum. Yorgun hissediyorum. Yükümü azalt demiyorum. Karşında boynum kıldan ince, ama omuzlarım Allah'ım. Ben onları daha güçlü bulmak isterdim. Elbette sen daha iyi bilirsin. 

"I ask not for a lighter burden but for broader shoulders" 



"Matmazel Siyah'tır benim adım. Ve gördüğünüz gibi. Ne gülüyor ne kahkaha atıyor ne de yaşıyorum. Tek söylediği buydu kadının" 


(Bir de bunu dedi tabi. Fısıltı şeklinde de olsa :  "Düzelicez inşalla' be " ) 



Bir şarkı eşliğinde yazıldı. 

 


POV:





12.08.2022

Çalıkuşu benim sözlerinin altını en çok çizdiğim kitap karakterlerinden en bir sevdiğimdir. Onun dahi kalbini kıran bir hayat bana neden kıyak geçsin diye düşünmeden edemiyorum.

Kitaptaki ile dizi arasında çok fark olsa da diziye ayrıca eklenmiş şiirler benim hoşuma gitmişti. Herhalde bu kelimeler dökülse en çok Çalıkuşunun dilinden dökülebilirdi. 
İsyan gibi görünse de, yok hayır, haklı.  
"Ben ne zaman bir yola çıksam, bulutlar güneşimi kesti hep. Nasipsiz miyim şu hayatta, neyim anlamadım ki. Bir şey istiyorsun, umut ediyorsun, emek veriyorsun, seviyorsun sadece seviyorsun. 'Şimdi tamamım, şimdi her şey tastamam diyorsun yine önüne bir şey çıkıyor. Tam doğruluyorsun, yine bir şey belini büküyor. Ama vardır her şeyin bir sebebi vardır mutlaka bir hayrı diyorsun. Ama yok. Anlayacağın şu hayatta ümit etmekten başka bir meziyetim yok benim. Hah. Bir de inanmak.." 
Elbette herkes nevi şahsına münhasır ve hatta belki yerlerine kendimi koyabileceğim yerde değilim. O kadar uzun boylu değil. Yine de, bazı karakterlere kendimi çok yakın hissediyorum. 
Çalıkuşu ve benim inanmak mayamızda mı var nedir, bin türlü felaket gelsin başımıza yine o eli tanrıya açıyoruz. İlla ona bir tek ona. Ondan gelen her şey kabül. Sitem ederken bile ümit etmeye çalışıyoruz. Çünkü inanmak zorundayız.
"Rüzgardan mamüldür hayat, geçip gider. Geçip gider, lakin fırtınanın dinmesini beklemek değildir yaşamak. Yağmurda dans etmek, kırılan bir bileğin üzerinde sek sek oynayabilmektir. Yani ki yaşamak ciddi hadisedir. Başlayan her şey bitmekle kaimdir. En uzun, en çaresiz geceni düşün. Sabah olmadı mı?  Ey Adem, yazgının Sisifos'tan ayrı olduğunu kim söyledi sana? Hani şu ömrü boyunca koca bir kayayı dik bir dağın tepesine yuvarlamaya mahkum edilen bahtsız. Ne zaman doruğa ulaşsa kaya hep elinden kaçar ve Sisifos her şeye yeniden başlamak mecburiyetinde kalır. Yolu yok; bulup buluşturacak , gerekirse borç harç denkleyecek, umut edeceksin. Çünkü güneş yalnızca ümit edebilme kabiliyeti olan insanların yüzü suyu hürmetine doğar. Karamsar olma hakkın yok. İyi olacağız, iyi!" 
Her gün bunu bilerek uyanırız. En ufak bir umut kırıntısında inanır kendimiz için sanarız. Lakin her şey kendimize sakladığımız gibi kalmayacaktır. Bilemezsin ki. 
"Babam öyle gözler armağan etmiş ki bana. Sözgelimi sen (dünya) Aaa bak kuşlar geçiyor diyeceksin, alacaksın şekerimi elimden. Ben bakarım, tereddütsüz... Ve o kuşları görürüm. Olmadığını ikimiz de bilsek de... Ben bir sürü kuşlar kurarım. Bir görünür bir kaybolur güneşe gider onlar. Pike yapar , yarışır onlar. Gökyüzü aydınlık, bulutlar mavidir. Hem pamuk şekeri senin ellerine daha çok yakışır. Bir yalana gönüllü inanmak olur o zaman da" yaşam...

Bulup buluşturmaya çalışıyorum. Neşemden, umudumdan, hayallerimden ve merhametimden kopup giden her bir parçasının yerine yenisini koymaya çalışıyorum. Gerekirse borç harç denkleyerek ... Yok aksini kabul etmem,edemem. "Bir şekil kurtarıca'm, bu derin distopyadan" Kuşları görmek için elimde, düşümde ne kadar pamuk şekeri varsa verebilriim hatta. Hem ben kağıt helvayı daha çok severim. Belki adından olsa gerek , onu almak istemezler. Öyle olacaksa bizim tüm düşler kağıt helvaya , Allah'ım sana emanet. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ödev

Mesela Yani

Kutsal Bok Böceği