Kutsal Bok Böceği
GÜNAYDIN.
Ne alaka ne alaka demeyin, hiç demeyin. Zira saatlerce, günlerce, aylarca ağladıktan sonra birkaç satır yazı yazabilmek bile benim için tarifi zor bir sakinleşme halidir. Hatta iki kelimeyi bir araya getiremeyecek kadar kırgınken, basit bir cümle kurarken bile zorlanırken kimse bana nasılsın demedi, e yaz be kızım madem, böyle anlamıyoruz da demedi. Gülüp geçer onlar. Dünya yansın, kıyamet kopsun, insanlar acıdan, açlıktan kırılsın güler onlar. Gündemle alakalı bir espri bulur onlar. Ben bulamam. Felaket tellalı değilsem bile kesinlikle karamsar bir insan oldum artık. Ben bu laftan hiç haz etmem ama size demiştim. Büsbütün inanmıyordum böylesi bir kalabalıkla girilen bir meseleden güzel haberler geleceğine, ne de büsbütün umutsuzdum. Ancak geçen birkaç ay sonrasında biri değişti. Artık büsbütün umutsuzum. Bu bir süre daha böyle devam eder fakat bakmayın siz bana. "Babam öyle gözler armağan etmiş ki bana" söz gelimi siz , aa kuşlar geçiyor, deyip alsanız şekerimi elimden. " ben bakarım tereddütsüz ve o kuşları görürüm " Olmadığını hepimiz bilsek de.
Bu Naciye ile Kazım baya baya sahiplendi bizim balkonu. Her yaz gelip en az üç yavru büyütüp gidiyorlar. Hayır üç tehlikeli bir rakam yani. İki olsa sürtüşmezdik başta onlarla. Neyse, geçen sefer uzlaşma sağlayıp arkadaş kaldığımız için Naciye'ye bir şey diyemeyeceğim. Ama Kazım.... olm sen güvercinsin , bana güvercinlerin kaktüs yediği anlatılmamıştı, sence de biraz ayıp olmuyor mu yani diyeceğim, yine Naciye alınacak. Üstelemiyorum. Kaktüs de bir sonraki evrimsel sürecinde başka bir yol denesin ne bileyim yani, öyle çöllerdeki develerden kaçıp geldiğin coğrafyada güvercine yem olmak zoruna gitmeli bence.
Büyük tepkiler vermesi gereken bir olay yaşandığında en ufak tepki vermeyen insanlar sizi de korkutur mu? Yani az çok tanıdığımı zannettiğim bu insanların herhangi bir sıradan olay karşısında verdikleri abartılı tepkilerden daha çok korkutur beni bu. Çünkü insanları tanıyamamış olduğumu anladığım anlara alışkınım. Sezar olsaydım Brütüs'e cevabını bildiği bir şeyi sormazdım mesela. Kendim de şaşırmazdım. Fakat bize bir şey oldu. Tepki veremiyoruz. Ve tepki veremediğimiz her anı içimizde büyütüyoruz ki hak ettikleri bir anda karşılarına boş çıkmayalım. Ve inanın bunu bizden bekliyorlar. Çünkü bizi zorladıklarını biliyorlar. Tepkimiz onları eğlendirecek bir şey olur zannediyorlar. Ne zaman eğlenirler biliyor musunuz? Yani tam olarak ne zaman bunu isteriz ? Ya da eğlenirler mi? Sanmıyorum.
Gülse Birsel'in Yılbaşı Gecesi filminde Ozan karakterini oynayan Fatih Artman tiradı ile örneklendirelim konuyu hemen. Filmde Ozan'ın eşi Didem bir yılbaşı gecesi planlıyor, sevdikleriyle. Fakat pandemi sonları olduğu için sokağa çıkma yasağı uygulanıyor ve bir aydır hazırlandığı o gecenin iptal olacak olmasına üzülüyor. Ozan ise sevgili eşinin üzülmesini istemediğinden aynı sitede oturdukları fakat hiç tanımadıkları komşularını çağırarak partiyi iptal etmeme kararı alıyor. Fakat masum Ozan, canım Ozan sen bu coğrafyada yaşamadın mı ? Bilmiyor musun insanlar biraraya geldikleri ortamlarda rahat duramazlar. Neyse, bir noktada bu insanların oyunları, iğrenç yaşantıları, sapkın anlayışları öyle bir hal alıyor ki Ozan'ı delirtiyorlar ,kendi tabirleri ile onların normali oluyor Ozan o anda:
"Arkadaşlar bizim size bir hatamız mı oldu? Çünkü yemekler iyiydi müzik şu bu. Dedik komşuluk, misapirverlik...-Çok güzeldi canım, her şey çok güzeldi. Biliyor musun onu kullanmayı?Komandoydum! Kesme sözümü. Eşim bu kadar hazırlık yapmış. Salgından çıkmışız, ölmemişiz. Lan bari bunu insan gibi kutlayalım değil mi **ına koyduğumun çocukları? Pardon, pardon biz böyle konuşmayız. Bizler lütfen deriz, teşekkür ederiz, suç işlemeyiz, kırmızı ışıkta bile geçmeyiz. Bizler okullarımızı bitirip işimizde gücümüzde çalışırız. Vergimizi öderiz. Ülke iyi olsun isteriz. Ocusu, bucusu, işte hırsızı, uğursuzu, mafyası... Hepsi bizim hakkımızı yer bir de bize saydırır, biz yine susarız. Bu ormanda herkes çakal, akbaba, sırtlan ! Biz? Biz ormanın geyiğiyiz. Kendi halimizde bir yılbaşı kutlayacağız. Niye bu güzel ortamın, affınıza mağruren, içine sıçıyorsunuz kardeşim?-Babam( mafyanın oğlu, Ozana böyle hitap ediyor) isyanında çok haklı ben saygı duyuyorum.Oğlum bir sus be sen de! Benim karım bu gece eğlenecek. Herkes on numara komşu olacak! Kibar, hoşgörülü bildiğimiz komşuluk. Hatırladınız mı? Biz yıllardır bu ülkede kimlere, nelere tahammül ediyoruz bir zahmet bu gece de herkes birbirine tahammül edecek. Şuan kaybedecek hiçbir şeyim yok. Arıza çıkaranı haddim olmadan si*erim! Herhangi bir kriminal olaya sebep verenin naçizane a*ına koyarım! Afedersiniz. Çok fazla eril dil kullandım. O da bu gecenin nazar boncuğu olsun. Bu gece başka nazar boncuğu çıkaran olursa da o boncuğu kendisinin.... Toplayın şuraları. Beyleer! Herkes, eğlensin! "
Ozan'ın ilk etapta olan biteni anlamlandıramaması o insanları tanımıyor olmasındandı. Kimse çevresinde böyle sapkın, potansiyel suçlu ve bariz kötü insanların olduğunu düşünmez. Onu ancak kendisini bilen kötüler düşünebilir. Zira çevresinde kendisine komplo kurabileceğini, ağzından laf alabileceğini düşündüğü şüpheliler her zaman vardır. Öyle olmasa bile o paronaya ile yaşamaya alışmak zorundadır. Örneğin filmdeki mafya Önder. Öyle herkesin uzattığı içkiyi içemedi. Oğlu Togay ve yardımcısı dışında. Yardımcısına güvenecek kadar seveni olsa yeter ona zaten, neyse... İşte Ozan'ın bu tepkiyi verdiği ana kadar hiçbir şeyden haberi olmadığını zannedince dozunu artırdı bu insanlar. Ozan'ın tepkisinden sonra herkes eğleniyormuş gibi yaptı. Bu arada filmde en çok hoşuma giden şey Ozan'ın eşi Didem'in de her şeyden haberinin olduğunu eşine açıkladığı andı. Böyle işte, bizler lütfen diyoruz, günaydın diyoruz iyi günler diyoruz kolay gelsin, hoşçakalın diyoruz, teşekkür ediyoruz, suç işlemiyoruz, yasakları çiğnemiyoruz, kırmızı ışıkta dahi geçmiyoruz. İşine gücüne bakmaya çalışan, vergisini ödeyen, tahammül eden bu insanlara saldırmayın işte. Yapmayın bunu. Karşınıza koltuk sevdasında olan hiçbir cümlesinde samimiyet bulunmayan grupları alın, onlarla eğlenin. Ama gerçek vatanseverlere, normal bir insan olmaya çalışan kendi halindeki vatandaşa bulaşmayın. Hele bu her şeyin farkındaki insanların çocuklarının geleceğiyle yeniden oynamaya hiç çalışmayın. Ozan'ı, Didem 'i sinirlendirmeyin işte. Yapmayın yani.
***
Yalnız bizim de hatamız var. Yahu zaten bir avuç insanız şurada. Nasıl birbirimizi bulmak gibi bir çaba içine girmiyoruz? Yaşamın bir yerinde durmayı kendimize hak görmüyor muyuz? Tamam kötüler kazansın, yine onlar üstünlük sağlasın. Böyle dünyayı boş vermekle yalnızca geçici bir süre ağlamaktan kaçabiliriz. Bizi gerçekten anlayacak, bizim onlarda aradığımız gibi bizde anlamlar arayacak insanlar illaki vardır. Belki yanlış yerlerde arıyoruz belki yanlış yerde duruyoruz şuan ama vardır yani. Olmalı.
Bizim gibi bir şeylerin ve insanların hep daha fazlası olabileceğine inanan insanlar, onlar için "en azından" bile olamıyor. Böyle bir amacımız ya da kabul edilmek gibi bir derdimiz de yok aslında ama sitcom dizilerindeki yokluğu hissedilmese de iyimser ve komik olduğu için katlanılabilir görülüp varlığı göze alınan, umarsız, olan bitenlerden habersiz,saf ve vurdumduymaz zannedilen yalnız karakter gibi hissettiriyorlar o zaman da. Yani tamam böyle olalım iyi hoş da, hiç de kendini koruma dürtüsü, titanyum bir zırh falan değil böyle olmanın sonucu. Yalnızca ciddiye alınmamak. Yasalara uyduğun için, inceliklere dikkat ettiğin için, adaleti istediğin için, hakkın olmayana göz dikmeyip hakkın olanı da kavga gürültü ile aramadığın için, boş bakışlarından boş sözlerinden bile onları iyi yapabilecek anlamlar aradığın için, hafife alındığının farkında olduğunu belli edersen daha zayıf olduğunu düşündürecek bir yargıça yani kendine sahip olduğun için, kendine sahip olabildiğin, zıvanadan çıkmadığın için, ve olanca yalnızlığına rağmen doğruluğundan şüphe duyacağın, güvenmeyeceğin çirkin kalabalıklara yine de girmediğin için, ve bu ne kadar zaman zaman sana zavallı hissettirse de onlara sandıklarının aksini kanıtlama çabasına girmeyi düşünmeyecek kadar kendine saygını yitirmediğin için, elden düşmeci olarak yaşamadığın için teşekkür ederim. Hata sandığın birbirini bulamama düşüncesi bile benliğini koruyacak bir nedenden ötürü ya, yani tembellikten falan durmuyorsun ya onları aramak yerine. Öyle işte. Tanrı o sihirli değneği gönderse, bak kulum bununla elden düşmeci olarak yaşamayan kim varsa bulacaksın, kimisiyle dost olacaksın hatta içlerinden biriyle bir ömrü gururla yaşayacaksın dese, ben tamam demem. Ne demiştik, "Kolay yolu seçmem, Tanrıyı istiyorum, şiiri istiyorum. Tehlikeyi istiyorum. Özgürlüğü istiyorum. İyilikle günah işleme arasında tercih yapma koşullarının olmasını istiyorum. Kederlenmenin de haklı yanı olduğunu iddia ediyorum. "
Feyyaz abi diyor ki : "Hayatımın tümüne -olduğu kadar- ismini verdim Öyle güçlü bir zırh ki "olduğu kadar" Her zaman ve her şeye , gerekli veya gereksiz söyleyiver gitsin. Kendi kendine durduğun yerde arka arkaya beş bin kere söyle istersen. Tanıdığım ve tanımadığım herkes, biliyorum ki olduğu kadarıyla yetiniyor. Dünya çirkin bir yer olsun istiyorsan, "olduğu kadar" çirkindir. Birisini çok mutlu etmek istersen eğer, "olduğu kadar" mutlu edersin onu. Olduğu kadarı seni rahatsız ediyorsa, ona yine olduğu kadar itiraz edebilirsin" -Feyyaz Yiğit (Olduğu Kadar)
"Olduğu kadar" benim kafama yattı şahsen. Benim "her şey kendi halinde"m ile de çelişmiyor hem.
Olduğu kadar , kendi halindeyim. İsyan da etmiyorum. Bu hikayenin tanrı işine karışanı değilim ben. Kırgın, bok böceğiyim. Kutsal da değil bak. Oraya dikkat edelim.
Aramıyorum ya hani elden düşmeci olarak yaşamayan o güzel insanları da inatla, olur da sizi göremem güzel insanlar ;
İyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler!

Yorumlar
Yorum Gönder