Biraz Uşşak Biraz Kuçek
Merhaba. Nasılsınız? Ben iyi olmaya çalışıyorum. En baştan başlıyorum. Büyük riske girdim. Aslında "tıkandı baba" diye ailemize takılan bir lakap varken neyime güvendim bilmiyorum. Eğer bir poker masasında olsaydım çoktan yerdeki kağıtlarla elimdeki kağıtlar flush yapıyor deyip "all in" yapmıştım, masadakiler de blöf yapıyorum sanıp eli görmüşlerdi. Sıralı bile yapsalar bu el bende deyip sevinmiştim hatta. Ama dedim ya nasip nasip,, olur ya birinin kombinasyonu straight flush yapıyordur, naneyi de yiyebilirim. Ayrıca garibanın yüzü gülür mü ? Bazı şeyler espriye, öylesine söylenmeye veya aman adam bu da geçer , bana rahat batıyor herhalde demeye gelmiyor gerçekten. Neden iç bunaltıcı bir giriş yaptım bilmiyorum. Gerçekten uzun bir süre toparlamaya çalıştım. Ne zaman sendeledim onun da farkında değilim. Fakat hiçbir şey olmasa bile bir şeyler oldu ve durgunlaştım. Öyle bir boyuta geldi ki sevdiğim insanlarla bir şeyler hakkında konuşmak bir yana karşılarına geçip susmadım bile. Kendimce bir sınır çizdim ve geçerlerse hem onlar hem ben yanarım sandım herhalde. Bazı his hastalıklarının bir şeyler salgıladığını falan düşünüyorum. İyileşmeye başladığınızı anladıklarında o hissi unutup güzel hisleri tatmayın diye. Dibi gördükten sonra tekrar yeryüzüne çıkmayın diye:
"Ben de öyle bir şey istemedim zaten bana kimse yardımcı olamaz. Benim hayat denen bu oyundan bir beklentim kalmadı. Eğer mümkün olsa hemen ölmek isterim. Perde bir an önce kapansın yoksa her geçen gün benim aleyhime yazılıyor. Çünkü daha fazla yaşadıkça daha da fazla yanlış yapıyorum... Her şey çok kötü ve ben bununla artık hiçbir şekilde başa çıkamıyorum. İntihar etmenin günah olduğunu bilmesem şimdiye kadar kendimi çoktan öldürürdüm. Ama tanrı günahlarımın bedelini bu dünyada ödememi istiyor. Bu yüzden öldürmüyor beni. Daha değil diyor. Sen ...'na .... 'na çektirdin ama sen kendin daha yeterince çekmedin.... Ben hep böyleydim hanımefendi, kendimi bildim bileli. Bu hastalık mastalık değil hanımefendi ,bu benim mizacım. İnsan ne ise odur. Değiştiremezsiniz. Beni telkin yoluyla etkileyebileceğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Ben kendimden başka hiç kimseyi dinlemem. Ben, küçük hatalar ha? Siz ne biliyorsunuz ki, bilmediğiniz çok şey var. Hanımefendi beni size anlatmışlar ama yanlış ve eksik anlatmışlar. Başkalarından çok benim sözlerime itibar ederseniz memnun olurum. Dediğim gibi ben çok günah işledim ve şimdi bu günahların cezasını çekme vakti geldi. Malesef bu ceza bitmeden tanrı ölmeme bile izin vermeyecek. Sizin yapabileceğiniz bir şey yok. Bunu sizi hafife aldığım için değil, kendimi iyi tanıdığım için söylüyorum. O yüzden boşa yormayın kendinizi. "
- Ne o özlü söz mü ezberliyorsun?
- Varoluşçuluk felsefesi okuyorum abi
- "SEN İSTEDİĞİN KADAR OKU, VAROLAMAZSIN.."
"Why must we fall apart to understand how to fly?" Uçmayı anlamak için neden dağılmalıyız diyor ama doğru değil. Benim için değil. Olmaz bir şeyde yok gözüm. Önümü görsem yeter bana. Yeryüzünde yürümek, göğe bakabilmek, gün batımına şahit olmaya layık olmak, aldığım nefesin hakkını verdiğimi bilmek yeter. Uçmak değil istediğim. Herkes yalnızlığın dışarıdaki dünya insana yetmediğinde veya doğru insanları bulamadığında olabileceğini söylüyor. Ben sekiz dokuz yıldır kendime bile tahammül edemiyordum. O yüzden Feridun abinin kurduğu o cümleyi tekrarlayıp duruyordum. İnsanın kendisini bile kendinden çıkarmak istemesi nedir? Veya minicik çocuklara bile büyüdüklerinde neye dönüşeceklerini bilmediği için nefret beslemek? Ne farkım kalırdı oyun oynayan çocukların üzerine yanan kağıt atan kızgın teyzeden. Ona ne oldu biliyor musunuz. Yavaş yavaş yedi bitirdi kendini. Siniri nefreti öylesine geçmedi ki alzheimer oldu bir tek öyle biri olmayı unutamadı. Merhameti bilmeyen , sabrı öğrenemeyen, sevgiden anlamayan, huzuru yanlış algılayan birisi hiç değilse nefreti unutmaz mı? Balkonuna çıkıp aşağıdan gelene geçene laf atıyor. Buradan geçme, buraya gelme. Hakaretler beddualar ediyor. Ve o buna devam ederken dahi yıllarca ona katlanan sabırlı insanlar onun için korkuyor. Düşer aman diyor. Ama öyle değildi işte. Her gün yavaş yavaş kendisi indi oraya. Ve hiç çıkmak istemedi. Ben öyle olamam. Bu kadar nefret edemem. Evet ne yapalım dünya böyle bir yer. Cehennemin introsu belki. Böyle. Ama böyle devam edince şey gibi olmuyor mu dışarıdan çöp alıp kendi içime atıyorum? Masumlar apartmanı diye bir dizi var onu izliyorum. Anıl ve Esat karakterinin hatrına. Orada Gülben karakteri psikiyatra apartmanın üstteki boş dairesinde önemli olabileceğini düşündükleri şeyleri atmaktan korktukları için çöp biriktirdiklerinden bahsedince:
Psikiyatr: Eğer sen de istersen bundan sonra farklı olabilir
Gülben: Nasıl yani şimdi gidip hepsini atmamı mı istiyorsunuz?. Olmaz. Hayır yapamam asla yapamam ben. ..
Psikiyatr: Bugünden başlayabilirsin Gülben.
Gülben: Nasıl hemen bugün mü?
Psikiyatr: Evet. Korkma beraber çabalayacağız. Adım adım. Bundan sonra o daireye her çöp koyduğunda oradan bir tanesini de atacaksın Yani bir tane koyuyorsan bir tane atacaksın. Madem dün o şekerliği oraya koydun. Bugün gidip oradaki bir poşeti çöpe atacaksın.
Gülben: Ama içinde ne var bakmadan mı yani. Yani içindekini hani. Ne var? Zaten bakamam ki çok pis. ben dokunamam ki ona.
Psikiyatr: Çok pis madem orada durmasının da bir anlamı yok öyle değil mi? Deneyeceksin değil mi? Daha önce başardın ... Yine yapabilirsin.
Böyle bir diyalog olmuştu. Neşemizden, umudumuzdan , hayallerimizden ve merhametimizden kopardıkları her parçanın yerine yenisinin konmasına ihtiyacımız var. Yoksa hayır valla böyle gitmez. Selam verdiğinde ters ters bakan ama düz kendi halinde giderken ayağından başına kadar nefretle süzen insanlarla bir ömür geçmez. İnsanlar bir şehrin bir taşranın insanlarını genel olarak yargıladıklarında sinirlenirdim. Ama o da öyle anasını satayım. Tamam yani çevremizdeki bazı insanlar, bazı yerler değişmeyecek. Dünya toptan değişmeyecek. Atlar tepişirken ,çimenler ezilmeye devam edecek. Ama yüzünde en azından içinde yaşadığı toplum adına kaygı olmayan insanlara saygı duymamaya da devam edilecek. Kendi küçük dünyamızı yaşatmaya devam edeceğiz. Bencillik değil umarsızlık hiç değil. Elimizi her an yardıma uzatabileceğiz. Çünkü o el yine de onu unutmayacak. "Tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl....ver " diye bir söz var. Hitit duası diyorlar .Buna uymakta bir sakınca görmem. Umarım her zaman hakkıyla yapabilirim bunu.
Bizim tahammül sınırlarımızı zorlayan ne? Asla istediğimizi alamıyoruz bizi beğenmeyen insanlardan. Büyüklerin arkalarından gelen neslin neyinden şikayetçi ise ona giden yola bir taş koyduklarından bir haber olması benim canımı sıkıyor. Her çabaladığımızda da bir taş daha koyuyorlar. Hayır geçemeyeceğimizden değil tümsekler illaki olacak altın tepside sunulan emeksiz kazanç ile tatmin olalım demiyorum. Ama mesela öyle tatmin olanlar yüzünden öyle hakkı yeniyor ki çoğu gencin. Liyakatsizlik benim canımı çok sıkıyor. Kendi evlatları o şekilde bir şeyler elde ediyor, ama garibanın evladı bir haksızlıktan şikayet ettiğinde aman canım olmasın ne var aman şükredin ne olacak, aman canım ne var vasfınız daha iyiyse , iş beğenmeyin ne olacak. Biz hak ettiğimiz kadarın fazlasına göz dikiyoruz ama siz hak ettiğiniz kadarın azına da razı olun diyorlar utanmadan. Ve buna göz yummamızı istiyorlar. Şimdi böyle insanların ses çıkarmadığımızda daha doyumsuz olduğunu bilirken, birileri de çıkıp ya eşit olsun her şey demesin mi? Abiii sen daha hakkını alamıyorsun. Açık var açık. Eşitliğin adalet olduğuna nasıl inanırsın? Gözünle görmedin mi beş para etmez adamların etinden kemiğinden yerken nasıl iştahlı olduğunu. Nasıl tahammül ediyorsunuz nasıl sindiriyorsunuz da gençlere ahkam kesiyorsunuz? Yav şimdi demek ki siz de öyle bir yerlere geldiniz diyeceğim ama ben onlar gibi yapıp genellemeyeceğim. Rabbim gönlüne göre versin diye bir temenni var çok doğru. Gerçi herkes nasibinin ekmeğini yer diye de bir laf var da isyan da etmeyeceğim artık söz. Vardır bir bildiği.
Arif : "Bu meyveleri ağaçtan toplamıyoruz, toprağa meyve vereceksin ki alasın değil mi abi? "
Dimi: Yaşa!
Cuhara: Hassikome.
Arif :(Elmadan yemeye başlar) Şimdi bize iki tane öküz lazım.
sığır: Adam köye büyük hareket getirdi abi.
ikinci sığır: Adam iyi abi. Yiyor ama çalışıyor.
Arif: Ssh siz ikiniz gelim bakayım lan.
Bizim tahammül edemediğimiz şey onları layık oldukları yerde görememek değil onların hak etmedikleri yerlerde oturup diğer insanların hak ettiğine bile çökmek istemeleri ve çok erdemli insanlarmışcasına ahkam kesmeleri. Onlar ne düşünüyor acaba. Nasıl muhakeme yapıyorlar? Bir sihirli değneğin geldiğine inanmaktan mıdır bazen bu zulmü alkışlama sevdaları bilmiyorum. Belki de şayet zalim cezalandırılırsa haksız kazançları ellerinden kayıp gider korkusundan. Neyse konumuz deve kuşları değildi, hızımı alamadım. Biz güzel şeylerden bahsedecektik. Zorluyorum kendimi. Ama aman abartmayayım geçici bir his ise büyük kararlar verip pişman olurum diye de ağırdan alıyorum. Bazen bana bir şeyler katan insanları daha yakınımda görmek istiyorum. Tabi bu kadarı eh yani ben de çok şey istiyorum. Buna yakın olabilecek bir şey yapayım dedim ve etrafımda sibop olduğunu çaktırmamak için sırtıma yapışmış ve neşemden emmeye çalışan birkaç paraziti yeni kurbanlarına yolcu ettim. Abi her şey zaten zor, o insanlar bunu daha da zorlaştırıyor. Bir tanesi arkadaş sanıyordu kendini ,en son hakkımda ne kadar kötü temennisi varsa yüzüme kustu da rahatladı. Artık ne kadar başarısız hissettiyse kendini. Amacını gerçekleştiremiş bir parazitin yapacağın işi deyip sövüp sayıp defolup gitmesi gibi. :D Çok erdemli davrandım demek için değil bak içimden ben daha çok sövdüm aptala ama yüzüne şey dedim. "Hak ediyorsan nasibin olsun her şey. Ama bana yakın durma gözünü seveyim." Bir Feyyaz Yiğit atasözü der ki "bu kapıyı sen yaptıracaksın. gele gide bozdunuz kapıyı. Ya gelin kalın, ya siktirin gidin. sürekli gelip gidiyorsunuz!"
Ben sessiz bir insanım. Toplu bir yerde özellikle gelip sohbet etmek isteyen yoksa öyle gidip de muhabbet edecek türden bir insan değilim. Her zaman değilim tabi. Genelde kitabımla, veya takip etmem gereken bir grafiğe bakarak yahut küçük bir oyun atarak vaktimi geçiririm. Bundan şikayetçi değilim. Ama böyle olunca hadsiz insanlar sana tavsiye vermeye , önyargılı insanlar da mesafe koymaya başlıyor. Hadsizleri boşver de mesafe koyan insan senin etrafında görmek isteyeceğin türden insan olunca üzülüyorsun. Kızmıyorum, hakları bu. Fakat "gerçekten öyle değilim lan" diye bağırasım falan geliyor. Hadi,buna da neyse. Bir de şey var uzunn bir depresyondan çıkan insanı görünce herkes bilirkişi kesiliyor. Karşısında çocuk varmış veya aklı yerinde değilmiş gibi hafife alıp alayvari hal hatır soruyor. Sanki delirmiş de nasılsın sorusuna vereceği cevap bile onu güldürecek bir şey olacak. Ya da onun değişimi hakkında istediği espriyi yapabilecek. "Ehehdh bu adam bile toplarlndı sıra sende ***, bunun gibi ***'nun da toparlanmaya ihtiyacı var,öoğhh bu adam toparlandı *** hala şöyle...." Hayır abi noluyor? Ondan daha mı vasıflılar veya hiç mi başlarına gelmeyecek bir durum bu? Ne kadar rahatlar ya. İki üç takipçi kasmak birkaç beğeni almak için yapamayacakları şey yok. Savaş çıkar, göçmen gelecek insanlar üstünde cinsel espri yaparlar. Birisi kendi sınırlarını zorlar , iyileşmeye çalışır, iyileşir kaldığı yerden devam etmek ister geçmişini yüzüne vururlar veya kendilerinden her zaman aşağıda görürler. Halbuki onun hafife aldıkları halinden bile vasattır kendileri. Arda Kural mesela abi adama hayranım, hep hayrandım. İyi ki var iyi ki bizimle. Bunun için mutluyum. Ne haddine ne yaşadı , iyileşti mi ,hasta mıydı ya. Ne haddime? Keşke herkes sorsa bunu kendine ya. Keşke birisi susuyor köşesinde sakince oturuyor kimseye bulaşmıyorsa bulaşıcı bir hastalığı varmış muamelesi yapacak kadar aptal olmasalar ya. Bir de gerçekten birinin suratı her zaman gülmek zorunda değil. Siz peygamber soyundan mısınız? Ya da bizler sizin soytarınız mıyız hayırdır. Gülünecek bir şey olsa hep birlikte gülelim bakın. Ama yüzü o an için gülmeyene hasta muamelesi yaparken sürekli gülene de yapıyorsunuz siz. Veya hiçbir şeyi ciddiye almadığını ima ediyorsunuz işinize gelmeyen bir şey olduğunda. İyi insan denince sizin aklınıza ne geliyor? Mesela benim için insanın kendi halinde olması sınırlarını bilmesi haddini bilmesi ama mütevazı olmak yerine yeteneklerinin farkında olup bunu diğer iyi insanları ezmek için kullanmaması geliyor.. Tanımadıkları insanlar hakkında önyargıları değil önsezileri olan ama gerçekten önce dinlemeye çalışıp öyle kararını veren insanlar geliyor. Karşılaşıyor musunuz iyi insanlarla? Ne kadar sürede iyi olmadıklarına karar veriyorsunuz?
Beni sadece bana dair olan ne mutlu eder dediğimde hep belli senaryolar kuruyorum. Korkmuşsam veya hiç başlamamışsam üstüne gidiyorum. Onlara inat değil, kendimi öyle görmek istediğim için. Savaşlar bitmese de , zalimler kazanmaya devam etse de , haksızlıklara rağmen ve vazgeçirmeye çalışanlara bile aksini düşündürebilme hevesi ile. Mesela bu yaz Baukis ve Philemon'u sonunda göreceğim. Omurgasızlara inat dik durmaya ihtiyacı var bazı şeylerin. Başımı daha da eğmem, belimi büker de bitkin düşmem. Hissetmek istediğim o kadar çok şey var ki. Çok heyecanlıyım nedense. Hani bir barış sabahına uyandım diyeceğim ama o gün bile kimse bir gün önce verdiği mücadeleyi, kaybettiklerini düşünüp bu kadar sevinmez. Omzumda kuşum var o uyukladıkça öpüyorum uyanık olsa ısırır ,kafasından öptürmez çünkü, neyse her hazırlıksız yakalandığında sinirle ötüyor ve ısırmaya çalışıyor. Hani öyle bir şey değildir değil mi? Valla öperler adamı gelmeyelim sakata? Kendime dosdoğru bir yol çizmek istiyorum. İyi insanlarla etrafımın dolu dolu olmasını istiyor değilim. O kadar hak ettiğimi düşünmüyorum şahsen. Fakat iyi insanların bana baktıklarında kibirle dolaştığımı düşünmelerini de istemiyorum. Sonuçta tamam kimse açıp da kalbimizi göremiyor. Ama bunu bilerek, nasıl bir izlenim verdiğimi önemsemek de benim zoruma gider. Babamın klasik bir lafı vardır "onu o zaman düşünürüz , onu o zaman düşünürsün." Bir şey istediğimde veya bir planımdan bir endişemden bahsettiğimde rahatlatmak için söylüyor. Mühim ve önceden önlem alınması gereken konular değilse tabi. İşte eskiden anlamıyordum kızıyordum bu cümleye de, çok doğruymuş. "Onu o zaman düşünürüz" hayata karşı bir duruştur abi. Bir de şey var. * Hallederiz yüksek yerde tanıdıklarım var. * Ulan küçüktüm bak bir yerde torpilimiz falan var herhalde kim ki neci ki diyordum veya babamın kendisinden bahsettiğini anlamayalım da şımarıp gereksiz bir şekilde fazlasını istemeyelim diye böyle dediğini sanıyordum. Allah'tan bahsediyormuş. Dbendhsge Hiç bu kadar anlamlı bir şekilde kendimden utanmamıştım farkına vardığımda.
Geçenlerde bir şey oldu. Yazın biraz büyütüp doğasına yolcu ettiğim horozu amcamlar kışa doğru kesip, bizimkilere göndermişler. Bizimkiler de söylemediler bana o olduğunu. Şesu valla özür dilerim yedim ama 23üme geldim vejetaryen olacak durumda da değilim. Zaten ortalık karışık. Ayrıca bir gün önce horozunu yiyen kimse ertesi gün dürümcüye gitti diye yargılanamaz bu bir. İkincisi, bizler sorunlarımızdan dürüm yiyerek kaçan insanlar da değiliz. Üç, ben bu tarz şeylerin konuşulması gerektiğine inanırım. Yad edilmeli horozlar.
Hem kendim hem de herkes için kimin gönlünde ne varsa onu diliyorum. Sizinle tanışıyorsak hakkınız geçtiyse özür dilerim helal edip etmemek size kalmış. Ayrıca haksız yere bana dargın olan, hakkımda hiçbir şey bilmeden bir fikri olan herkese demek istediğim bir şey vardı. Buraya yazayım. Bundan sonra da sürekli söyleyeceğim. Soru değil. Ve yine çok doğru: " KARDEŞİM BEN SENİN YILGIN BİR HOŞGÖRÜ İLE BENİ BENİMSEMENE Mİ KALDIM?"
* Ladies and gentlemen. I wish you a very pleasant end of times * - Don't Look Up
Ama siz yine de yukarıya bakın.
Yine karışık bir yazı oldu. Fakat kafamda da aksi bir durum yok ki. Bir yandan Chopin bir yandan rap ,Serdar Ortaç ,Zeki Müren, ağır metal, musiki falan çalıyor sürekli. Neyse zaten " hiçbir zaman insanın kafasında böyle yekpare kristal top gibi parlayan tek bir düşünce olmuyor" Velhasıl durum şimdilik bu şekilde. Bir şeyleri Allah izin verir de yoluna koyarsam, görüşürüz. Belki buraya da daha güzel şeyler yazarım. Fikrin neyse zikrin o olur derler ya durun bakalım önce ben bir hakkıyla düşüneyim de. Hayırlısı.. Kısmetse. Nasipte varsa. Kısmetin önüne geçilmez yeeani bakılır , nasipte kısmet olur, kısmet olur nasip olmaz. Önce sağlık tabi hepimiz için. Bugün olmaz başka zaman olur. Olursa olur olmazsa canım sağolsun.
Cuhara bir milyon yıl önce üzümden damıtma ile rakı üretmeyi başarmıştır. Arif'e biraz ikram eder.
Arif: Yalnız abi sen bunu sek içiyorsun ha. Bu şöyle de olabilir. (Rakıyı suya boşaltır)
Cuhara: Hassikomééé!
Yorumlar
Yorum Gönder