Tıkandı da tıkandı

Bir yerde İskender'in ,hiçbir kusuru konusunda kendisini uyarmayan bir vezirine " Sana ihtiyacım yok " dediğini okudum. Vezir, "Neden hükümdarım"diye sorduktan sonra da "Çünkü ben bir beşerim. Sen bu kadar süre zarfında benim tek bir hatama bile rastlamadıysan cahilsin demektir, örtbas ettiysen o halde de hainsin demektir" diye cevapladığını da. Ama çok sonra İskender'in kazanılan zaferleri yalnızca kendine mal etmek ve bir suikaste kurban gitmemek için önemli başarılara imza atmış komutanlarını bir bir öldürttüğünü de okudum. Üsttekini okuduğumda vayy be diye kanan eğer kalbimse ben artık onunla anlaşamıyorum. Beynimse nöronlarıma karşı savaş açmaya hazırım.


 Merhaba. Biliyor musunuz geçtiğimiz yüzyıllar boyunca Evliya Çelebi'nin seyehatnamesinde "Bir sincap Edirne'den Kars'a kadar yere ayak dahi basmadan gidebilir" diyerek bahsettiği ormanlarımızı koruyamadık biz. O geçen birkaç gece boyunca kaçan uykularımızı, giden milyonlarca canı yerine koyamayız. Üstelik onca canlı öldü neyseki kayıp yok dediler. Artık sayı saymayı bile bıraktılar biliyor musun. Çok sevdikleri sayıları vermeye bile değer görmüyorlar artık. Kaybolup giden hiçbir şey umurlarında değil. Onlar için canlı ve yokluğu kârdan götürecek olanlar kayıp sadece. Moliere'in insandan kaçan (Le Misanthrope) oyununda Alceste: " No , no , don't waste your breath in argument ; Nothing you say will alter my intent ;This age is vile, and I've made up my mind / To have no further commerce with mankind. " der. Yani "Hayır,hayır, tartışarak nefesini boşa harcama. Söyleyeceğin hiçbir şey niyetimi değiştiremez. Bu çağ rezil ve ben insanlarla daha fazla ticaret yapmama kararını verdim. " Mizantropi son zamanlarda kendimde sorguladığım bir durum oldu şahsen. Bunu başta pandeminin de etkisiyle 2 yıl evden çıkmamama bağladım ama sanırım pandemi tam benim depresyonuma denk geldiği için yanlış anlaşılmasın ama işime geldi bence daha çok. Şimdilerde mecburen çıkıyorum ama neredeyse her gün ağzıma kadar gelen kusma hissini zar zor tutuyorum. Kibrimden değil kabullenemediğimden. Belki de sanrı görüyorum insanlara baktığımda. Küçücük çocukların gözünde nefret yok belki de. Belki de yaşı geçmiş insanların tecrübelerini sahiden bi' yerde nasihat olarak almak gerekiyor. Belki de gerçekten yapmacıklı terbiye ve nezaket yerine doğal içten gelen kimseyi rahatsız etmeyen bir nezaket ve terbiyedir takındıkları. Belki de bu kadar iki yüzlü, ortayolcu, değersizliklerini akla gelmedik yollarla örtmeye çalışan, gidene ağam gelene paşam diyenlerle dolu değildir girmek zorunda olduğum ortamlar. Dedim ya belki ben çok abartıyorum, herkesle incelik yarışına girip, akılsız ile akıllıyı bir tutmuyorlar,belki kötüye hoş görünmeye çalışmıyor, kötülüğe çanak tutmuyorlardır. Belki. Ama ben inanmıyorum. Moliere için oyunlarında karşılarına dikildiği ve yaşamı boyunca rastladığı densiz, kara çalıcı, değersiz, entrikacı insanlara karşı kullandığı tek silah gülmek ve güldürmekti demeyi uygun görmüşler. Güldürmek gibi bir derdi var mıydı bilinmez ama gülmek gerçekten bir silah ve ben geldiğim noktada onu bile kuşanamıyorum. Zira duyduğum tiksinti ve nefret her geçen gün artıyor. Ve bunu saklama gayesinden her geçen gün daha da uzaklaşıyorum. Aslında ben ne yapacağımı nasıl devam edeceğimi gerçekten bilmiyorum. Yardım istemiyorum kimseden. Sadece anlatmak istiyorum. Şimdi yeni yaşım demedi hayret diyeceksiniz ama ben bir yaşıma daha girdim geçenlerde. Ve normalde bir yıl insanlar için ne kadar sürüyorsa, benim için bir gün bile bitmek bilmiyor. Üç saatlik uykularla gün geçirdiğimden değil, her saniyesinde aldığım nefesin zoraki olduğunu hissettiğimden. 

Yahu kendi halimde takılırken bile bir hadsiz kendi hatalarına bakmadan gelip bana çatınca seviniyorum. Lan doğru bak ben de yaşıyorum görüyorlar beni , zorlarına gidiyorum hala, yeteneklerimden haberleri yokken bile diyorum. Kısa sürüyor gerçi böylesi bir tatmin ama garip yani. Demek ki hala benim bile görmediğim bir takatim var ki insanlar ondan güç alıyor. Dokunsalar bin parçaya bölünmem belki de. Nefret ettiğim haksızlıklara karşı savaşacak bir gücüm var belki de. Yaşayıp yaşamadığımı bile bu her günün konusu olan kaostan bir parça nefret, zavallı yeni yetme kötü bir kompleksli aracılığıyla, yok yere bana dokununca mı anlamak zorundayım ben! Gün içinde bir sürü dil hatası yapıyorum. Yavaş yavaş konuşmaya dahi halimin kalmadığını hissediyorum. Saçma geliyorsa artırayım saatlerce bilgisayarda vakit geçiren, gün içinde sürekli bilgisayar arayan bir bağımlı olarak bir aydır bilgisayarda doğru düzgün oyun oynadığım bile yok. Bu yazıya da bi ay önce başladım mesela ama halen devam ettirme isteği yok içimde. 

Her gün çok enerjik uyanıyorlar. Bazıları gün içinde yapacakları yeni yolsuzlukları, yeni ahlaksızlıkları, yepyeni cambazlıkları planlıyorlar. Bazıları tüm böylesi insanlarla mücadele edecek gücü buluyor kendinde. Aynaya bakıyor, evet hazırım, bugün de onlara rağmen iyi kalabilir, sakinliğimi koruyabilir, onlara elimden gelen karşılığı verebilirim diyorlar. Konuşurken tereddüt etmiyorlar. Kötüyse kendimi tutamaz abartırım, iyiyse bilmeden kalp kırarım deyip geri çekilmiyor,pes etmiyorlar. Kendilerinden eminler. Hata yapmaktan çekinmiyorlar. Hatta bile bile hata yaparken gocunmuyor ,yanındaki insanları kendi hataları yüzünden azarlamaya başlıyorlar utanmadan. Ben bulunduğum ortamda onlardan daha çok şey biliyorken bile susuyorum. En iyi bildiğim işi bile diğerlerinden önce yapmaya heves edip öne atılmıyorum. Hiçbir şeyden haberi olmayan bir tembel gibi bir köşede oturup o günün bitmesini istiyorum. Hayalet olayım görmesinler, yanıma gelmesinler, artık zoraki bir yerlere gitmeyeyim zoraki bir işler yapmayayım. Uzun bir istirahat alayım evden çıkmayayım, oyun oynamak için dahi yataktan çıkmayayım istiyorum. Öyle geçeceğini düşünerek bir gaflete düşüyorum biliyorum. Ama ben onca pisliğin yüzünden hap kullanan biri olmak istemiyorum. Onların yaptıkları yüzünden beynimi ancak uyuşturarak yaşamaya ikna etmek istemiyorum. Ne var içimden gelse? 

Bazen gerçekten Truman olduğunu zannedenler gibi kendime evrende önemli değerler atfedip buluttan duvar kağıdını yırtıp bir başka paralel zamana geçmeyi istiyorum. Buradayım cidden dönüp dolaşıp aynı çıkmaza giriyorum. Bı tarafta Truman hayalini yaşayan hücrelerim bir tarafta evrende yalnızca bir noktayız diyen hücrelerim bir kargaşa ortamında. Artık orkestra şefi kuliste bile değil. Milyon tane müzik birbirine karışmıyor. Bir sessizlik hakim. O kaos sahnesini biraz da sessiz sinema tadında yaşıyorum. O susmayan savaş çanları bile bazı dönemlerde yalnız bırakıyor beni. Sıkılıyorum. Sinirleniyorum. Ve hem korkuyor hem de sürekli nasıl olsa bir yerde patlak vereceğini ,artık kavganın başlaması gerektiğini düşünüyorum. Yaşlı insanlara olan nefretim artıyor. Tuzu kuru olduğu halde bizi eleştiren yabancılara da. Esir değilim ama kendi öz yurdumda gerçekten benim garip. Kimsenin tuhafına gitmiyor. 

Gerçekten yatacak yeri olmayanların gençlere okurken barınma desteği veremediği bir yerde, çoğunun ailesinin dahi gerçekleri sürekli e geçmişte de böyleydi diye pasladığını , yıkayıp pakladığını düşünüp, öz evladını karanlığa teslim , çok üzülerek söylüyorum kurban, edişine şahit oluyorum. Biz yalnızca yaşı değil beyni de fosillerle dolu bu yerde daha ne kadar dayanabiliriz? Öz bilinci ve egosu olan her canlı kendisinin yalnızca yemek ve su ihtiyacı olan bir canlı olmadığını bilir de fazlasını ister. Konfor ister yahu. Huzur ister. Benim küçücük kuşum evde biraz film , haber sesi yükselsin kızarak ötmeye başlıyor. O ses azalana ,susana kadar da vazgeçmiyor. Biz her gün bir nefret söylemiyle uyanıp, yapılan basit bir hareket ile yeni bir kargaşaya zemin atıldığının farkında olup , gerçek olan bir şeyi söylerken aman işimden,aman ekmeğimden olurum diyerek susmak zorunda olan insanlar hiçbir şey yapamıyoruz. O her şeye bir lafı her konuda bir tecrübesi,nasihati olan büyüklerimiz bu konuda öyle uzun bir zamandır susuyor ve şimdilerde özgürlüğümüz bunca kısıtlanmışken,istikbalimizin etrafı dahili ve harici bedbahlar ile bunca sarılmışken bile bunu öyle bir sürdürüyorlar ki, biraz olsun saygı zerresi barındıramıyorum artık. Öyle dört beş yılda bir elimize bi kağıt parçası tutuşturuyorlar işte. Ona da güvenemiyoruz. Yanlış anlaşılmasın öyle güzel bir haktı ki o, bin şükür olsun bu topraklara demokrasiyi getirenlerden. İnanan biri olarak söylüyorum bıktık, tiksiniyoruz artık inandıklarını İslam sananların siyassetinden. Küçükken Atatürk'ü her anlattıklarında , işte laiklik getirdi, tekke ve zaviye saçmalıkları kapandı, kadınlara seçme seçilme hakkı getirdi şu kadar fabrika o dönemde açıldı,tek bir askeri için Menemen'i yakın dedi, son nefesine kadar sınırlarımızı korudu hatta ölümünden sonra dahi Hatay'ı anavatana tekrar katmayı o başardı ...........diyordum kim olsa yapar?  Nereye yapar  canım benim. Bak büyüdün görüyorsun sen. O zaman değil ama çok sonra, onu onun ağzından çıkan kelimelerle dinlediğin için, söyledikleri şimdi bile tek tek çıkarken gözünle şahit olduğun için büyük, akılalmaz bir sevgi , saygı tutuyorsun içinde ona karşı. Sonra etrafında onu anlayan, onun gibi düşünen , zeki, ileri görüşlü, çağının her daim ilerisinde olan, cahil ve yokluk içinde olanı dahi avam değil efendi yerine koyan, büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacağına inanan, gençliğe ve ilime, sanata , sanatçıya değer veren birini arıyorsun. Yaptığı işi erdemlice yapan, hakkını veren, harama, liyakatsizliğe karşı gelen kendi çıkarlarından çok ülkesini , milletini düşünen insanlar arıyorsun. Etrafta bakıyorsun, pastadan ne koparırım çabasında olan, hak etmediği yerde olan insanlar görüyorsun. Onlar yüzünden bocalayan, bocaladığı kadar geri çevrilen, bir de üstüne aşağı görülen gençleri görüyorsun sonra. Eh tabi o sıkıntıda streste herkes birbirine çatıyor, en ufak bir meselede tartışma çıkıyor,  aynı işi yaptığın insanlar sana baskı uyguluyor, kendi yetersizliğini bazen sana sataşarak örtmeye çalışıyor. Yav diyorsun, töbe tööbe bak işine.  Aslında anlaşabileceğin insan bile karşında duruyor. Ya da öyle ahmakça bir meseleden asla kimseyle ters düşecek biri olmasan bile tepki koyuyorsun. İnsanlarla aranda bir mesafe oluyor. Güvensizlik zaten var da, suç öyle artmış ve suçludan çok masumlar öyle cezalandırılır olmuş ki korkuyorsun. Umarım bu konuda yalnızımdır. Umarım daha güçlü daha ümitli, daha optimistsinizdir bu konuda benden. Umarım psikotik bir hal almıyordur korku ve endişeleriniz. Umarım her yeni insandan nöronlarının neler taşıyor olabileceği konusundaki belirsizlik yüzünden şüphe duymuyorsunuzdur. Zira ben şu anda öyle düşünemiyorum. Biliyor musunuz kendimden çok iyi olması , içinde umut barındırması için dua ettiğim öğretmenlerim var benim. Çoğu yazar onların. Karanlığa karşı bir adım atmaya cesaret ettiğimde yoluma ışık olanlarım... Çünkü bu işte bir çıkarım var. Ben bir insanım. Her konuda rasyonel, her konuda analitik olamam. Ama o konunun uzmanlarını takip ederek çıkarımlar yapabilirim. Takdir edersiniz ki psikolojik halleri elverdiğinde daha fazla aktif olurlar. Hoş insanların huzuru,konforu o denli bozulmaya çalışılıyor ki pek çoğu buralarda yaşamak bile istemiyor artık. Milli duyguları ağır basanlara göre bu bencillik ama neden olmasın? Herkes burada aklı ancak kendi zorda kalınca basanların keyfini mi beklesin?

Velhasıl benim durumum bu şekilde. Her genç gibi korkuyorum bu sıralar. Hatta biraz fazla abartıp fazlaca yalnız kaldım bir süre. Neyse ki dersler ve sınavlar hiç bitmiyor. Üzülmeye zamanım kalmadı. Bütün bu kaygılarım ve olumsuz düşüncelerimi bı yana bırakıp kendi geleceğim için çabalama vaktim geldi. Biraz geç hatta ama yeni yeni düşüncelerimin arasından doğruları seçebiliyorum. Evettt çok şükür. Biliyorum. Biraz olsun iyi hissetmeye başladığım her anda ilk işim kendime yatırım yapmak oluyor. Onun dışında, oyun oynamaya tabi ki son veremiyorum. Az dediğime bakmayın asla uzak kalmıyorum bilgisayardan. Gece olunca da zaten tık tık klavyeyle devam. Geçenlerde geçmiş bir dizi-belgesel karışımı bir programda bilgisayar oyunları oynayan insanlardan potansiyel keskin nişancı olarak bahsedildi. Merak etmeyin yani bu zamana kadar benim kapımı FBI open the door diye zorlamadıysa kimseyi zorlamaz shdvwf  Ya biliyor musunuz, bugün bu soruda şansımı çok zorladım biliyorum da, ben yıllardır oynuyorum, bazı arkadaşlar geçmişte işte benim sınav var sonra gelirim , benim işler yoğun belki bu ara azaltırım deyip oyuna gelmeyeceklerini belirtmişti bana. Sonra aradan 1000 küsür gün geçmiş ara ara başlarına bir şey mi geldi diye oyun hesaplarına yazmışım. Tabi o zaman telefon numarası falan da istemedik birbirimizden, abi aşırı merak ediyorum onları ben ya. Nasıl başardılar , geceler boyu metin ikide slot kasardık onlarla. Oyun başında değilken bile pazar kurar yine o bilgisayarı açık tutardık. Kendi hilelerimizi yapar bu da emek diye kendimizi kandırdık sonra o hesaplar ban yeyince sil baştan köyde belirirdik. Umarım iyilerdir. Bı tık imrenmiyor değilim onlara. Geçmiş gün oyundaki arkadaşlar WWE konuşurken bir tanesini hatırlayamadılar ben bildim sonra kendimden utandım. Ulan yaşıtlarım bebek giydirirken ben oturup geceleri WWE, NBA izleyecek ne yaşadım. Neden normal bir kız olamadım bilmiyorum. Ama belki de daha güzel işler yapabilecekken kendimden, hiç değilse zamanımdan çalıyorum ,bunun farkındayım. Yine de pişman değilim. Hala olamıyorum. Kendimi yaşlandığımda o zamanın en iyi teknolojisi ne ise onunla mmorpg veya FPS oynarken görmek istiyorum. Artık sanal gerçeklik haddini aşar da sword art online gibi içinde hapsolma ihtimali falan olursa buna gönüllü olabilecek nadir insanlardan olabilirim. Allah akıl fikir versin diyebilir miyiz? 

Unutmadan, altı yedi aydır kripto parada aşırı savurganım. Elimi attığım coin önce çok yükseliyor sonra birden batıyor. Tavsiye vermiyorum fakat yakınlarıma özel yardımım söz konusudur. Benim girdiğim coin birkaç gün sonra dipteyken alıp kar ediyorlar. Sahii, siz tıkandı baba hikayesini biliyor musunuz? Hikaye gerçek mi bilemiyorum, belki uyduruktan teyyare. Ama bizim evde yıllardır her aksilikte anlatılıp ağlanacak hale gülmemizi sağlar. Kendi olumsuzluğuma bi lafım yok, çelişiyor demeyin boşuna, birkaç yıldır böyle , ben aslında yeşilin kızı Anne gibi deli bir şeydim. Hikayeye gelelim, hemen alıntılayalım. Buraya kadar benim anlatışıma sabreden bu videodaki anlatıcıya zaten sabreder diye düşünerek şöyle bir link bırakayım. 

Ya bu sondaki çıkarıma katılmıyorum ben. Nasip olayına karışmıyorum mesela da bu nasibindeyse hiçbir şey yapmadan da seni bulur mavraları bana sökmüyor malesef. Çaba her zaman zaruri bence. Neyse.


Kendinize çok iyi bakın. Laf olsun diye söylenmiyor bu. Gerçekten arkadaşım kendine iyi bak. Hiçbir şey için sağlığından olmaya değmez. E bir de ben yalnız hissetmek istemiyorum diyelim. 
Bir başka çirkin yazıda yakın bir zamanda buluşuruz muhtemel. 1500 yıl önceye gitmek pahasına her gün için gülmeyi bilen yıldızlarıma günaydın dilekleri gönderiyor olacağım...

arrivederciiii... 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mesela Yani

Kutsal Bok Böceği

Henüz Değil