Zehri Umarsız Yenilemek

 Sən elə bilirsən sən azadsan?!  Yox, yox bu heç belə deyil. Çünki, sən hər iki seçimə tabesən.  Birindən əl çəksən belə, ikincidə onların seçimidir. Onlar çox, çox əvvəl bizim yerimizə artıq seçim ediblər. Sizin üçün artıq heç nəyin fərqi yoxdur… 

Mən sənə heç bir dünyanı vəd etmirəm. Çünki, bu həqiqətlərin içində çoxları dözə bilməyib. Ya dəli adlandırılıb ya da, ya da ki, intihar. Bağışla, amma əlimizdə olan budur…. ( Okaber - Qara Mamba )




Selam. 
 
Bir süredir insanın midesindekileri çıkardıktan sonra oluşan yanma hissiyim. O his göz göre göre zehirlenmekten daha cazip geliyor hep bana. Bazen gerçekten vasıfsız, bariz kafasız olduklarını bilsem dahi önemseyip onları dinliyorum. (Onlar, kesinlikle çelişkili kötü insanlar ) Olumsuz bir cümle kurmadan hatta, çünkü her birimiz bencil olmamız gerektiği kadar yeri geldiğinde zalime karşı birlik olmayı bilecek kadar bilinçliyiz sanıyorum. Bu da her seferinde karşımdakini insan sanıp inancını ve ümidini hiçbir şekilde kırmaya hakkım yok dememe sebep oluyor. Ama onlar öyle düşünmüyorlar. Asıl düşmanı, zalimliklerini, felaketlerini ve başlarına sardıkları korkuları, ve hatta nefes almayı dahi bırakıp, yalnız bizim ümidimizi yıkmak için yaşamayı seçiyorlar. Hem de hiçbir şeyden haberleri yokmuş gibi cühela mutluluğunda yaşayarak. Artık eminim ki bunlar yanılır, yanıltmaya çalışır, kanar, kandırmaya çalışır, ayrılır ,ayrıştırır. Kendisine gösterileni ve dikte edileni kutsalı yapar. Dikte edeni tanrısı. Diyorlar ya cahilliktir, o insanlar aslında iyiler,saflıktan böyle kanıyor kandırıyor galeyena gelip saldırıyorlar.Eğitim görmüş olsalar,ailede bir şeyleri aşsalar böyle olmaz. O öyle değil işte bence. Onlar yaşadığı dünyadaki mutlak adalet birliğini ve her ne olursa olsun iyinin iyiliğini düşünmeyi daima düşlemez. Belki de en başından beri hiç istemez.

Objektivizm denen bir felsefi görüşe takmış durumdayım. Ama bu aman sonra bana ne olurcuların sebep olduğu sosyal ve doğal felaketler? Sonuçta sorsan onlar da bir kılıf bulur, yaptıkları sebep oldukları yanlışları bile bununla örtpas etmeye çalışabilir. Hadi diyorum kollektif bir başkaldırış? Öğrendikleri dahilinde dahi nefret edecekleri hedefi seçemeyen, ne kadar tepki göstereceğini neyi karşısına aldığını önemsemeyen bunlar varken ve bunlara rağmen mi? Her önüne geleni eleştiren olmak iyi değil elbette , karşımızdaki fikir birine bir zarar vermeyi amaçlıyorsa dahi saygı duyulması gerektiğine inanan insanlar var ama? Valla.
 Ya da şeytanı bile kendince haklı çıkaran ahmaklar? Bu herkesi ne olursa olsun yamacına çağıran, herkesle dost olunabileceğini sanan çok yüzlü fırıldaklar mesela. Sevgi pıtırcığı oluyorlarmış öyle olunca. Ne romantik... 
 

 

Çözüm diye düşünebileceğim her alternatif evren kısa bir sürede yeni bir cehenneme dönüşüyor ve kırmızıya bürünmüş ekranda yok etme başlatılıyor yazısı beliriyor. Keşke bir solucan deliği bütün bu omurgasızları alsa her şeyin anında nesnelere dönüştüğü o evrene götürse. İnsanlık tarihinden, ve bunca zamandır yaşanmış tüm kötülüklerden bihaber masum çocuklar kalsa şu atmosferin altındaki noktada. Yine de bir cehennem çıkar mı oradan bilmiyorum. Yaşam keşfettikleri gezegenlere iyi bakacakmış gibi alternatif dünyalar aramaları inatla,ne saçma. 
Ya arkadaş valla çok sinirliyim ya. Yahu biz kendi gerçeğimize çabalarken birtakım ( affola) siboplar niye bize köstek olmaya çabalıyor abi? Bunu niye yakıştırıyorlar kendilerine , niye yaşamı bu kadar pamuk ipliğine bağlı sanıp küçük bir olumsuzluk aşıladılar diye her şeye yazık edeceğiz birden ortadan kaybolacağız da bir kazanç elde edebilecekler sanıyor bunlar? Neden tek survival skillerinin "vasıfsız dangalak tükürüğü" olması onları rahatsız etmiyor? Neden zindana girelim boss'u keselim de bir kat çıkalım yerine şununla bi vs atalım da can bar'ı sıfıra düşsün vadide rahat gezeyim deyip birbirlerini dert ediyorlar.?

Ben sevmeyi sevilmeyi çok erken öğrendim. O yüzden bu kadar geç nefret ediyorum her şeyden. Çünkü daha yeni doğmuşken dahi kardeşini kıskanmasın ,zarar vermesin diye kendine bisiklet alınan ve bi çirkin çok çirkin kardeşin oldu, ağlayıp da duruyor mızmız ,denildiğinde olsun güzel elbiseler alırız güzel giydiririz diyen bir çocukla karşılaştım. Ailemizde en çok birbirimizle kavga etmemiz yasaklandı biz kardeşlere. Birimiz diğerine haksızlık etse hepimiz ceza alırdık. Sessiz kalmak aferin diye ödüllendirileceğimiz bir seçenek olmadı hiçbir zaman. Terzi gibi önümüze çıkana güzel şeyler ölçüp biçtik. Çok çirkinlerdi ve bunun kumaşla vesaire düzelecek fiziksel bir yanı yoktu. Tanıdığım güzel birkaç insan da güvensizlik içine batmıştı. Ve kimseyi oyalayacak kimseden fedakarlık bekleyecek kimse için fedakarlıkta bulunacak değildim. Güzel insanlar kaybettim. Bazısı vefasızlığıma duyduğu öfkeyi ve beni affetmek istemedi. Ben bunu üsteleyecek de değildim. Üstelemedim.

Dostum ben sosyal değilim. Valla bak. Ben bunların olduğu dünyanın sanalında bile sosyal olmaktan nefret eden oldum. Çevrimiçi oyun bence sosyal değilim diyenlerin oynayacağı bir tür değilmiş. Çeliştim, bin kabul.

Kitap okurken bile sinirleniyorum ben. Roman, felsefe bir süre sonra o yanma hissini yaşatıyor. Birileri sadece yazıyor ve çok satıyor diye gerçekten kendi dinini ve dogmalarını dikte etmeye çalışıyor gibi gelmiyor mu ? Üç tane uzay tarih bilim konulu dergi dışında kitapçıda veya kütüphanelerde vakit geçirmek için bile çıkmak istemiyorum. İnternette sağlıkla ve çok çelişkili fakat savaş teknolojisi ile ilgili makaleler buluyorum en çok. Hoşuma da gidiyor nedense. Üzgünüm. Birinin yıkarken diğerinin yapmaya çalışmasından doğan çelişki değil mi zaten anlam aradığım karmaşa? Bu yazıların çoğu Türkçe bile değil çat pat anladığım bir inglizce ve translate olmasa onun için de uğraşmazdım belki. Youtube denen çöplükte inciler bulacağım diye çırpınmak yerine bunu daha çok yapsaydım geçmişte bir genç olarak, bilgileri de bulurdum onlar hakkında video yapanları da. Bunun yanında şahit olduğum bütün saçma içeriklerle karşılaşmamış,anlattığı doğruların yanında saçma bir argümanı kurtuluş reçetesi diye sunanları da tanımamış olurdum. Onca doğrunun arasına bir yanlışı sıkıştıran, onca yanlış arasına bir doğru sıkıştırandan daha tehlikeliymiş bu arada. Geç oldu ama.. Eh bi zahmet.

Şiir lafı dolandırmakmış gibi gelir. Hatta bazen ortada laf bile görmem. Yine de birkaç şiir. Gerçekten bir şeyler anlattığını sandığım için. Birkaç yıldır kafamda ikisi üçü dönüp duruyor. Ve anlaşmalı sanırım birkaç sinir hücrem her fırsatta bu şiirlerin dizelerini o an'a çok yakıştırdıkları için olsa gerek sinirli bir çocuğu kürsüye çıkarıp okutuyorlar. Arkada da senfonik metal çalıyor ve dinleyici hücreler sahneye çıkıp sırayla olası kaos senaryolarını canlandırıyorlar. Orkestranın şefi ortalıkta görünmüyor. Muhtemelen kuliste kavunlu dondurma falan yiyordur. Sırf canı öyle istediği için.

Naçizane değil bir usta işi olarak "Denge" Turgut Uyar'dan:

"(Tel cambazının tel üstündeki durumunu anlatır şiirdir)



Sizin alınız al inandım

Sizin morunuz mor inandım

Tanrınız büyük amenna

Şiiriniz adamakıllı şiir

Dumanı da caba



Bütün ağaçlarla uyuşmuşum

Kalabalık ha olmuş ha olmamış

Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum

Ama sokaklar şöyleymiş

Ağaçlar böyleymiş

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız



Aşkım da değişebilir gerçeklerim de

Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı

Yan gelmişim diz boyu sulara

Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum

Hiçbirinizle dövüşemem

Benim bir gizli bildiğim var



Sizin alınız al inandım

Morunuz mor inandım

Ben tam kendime göre

Ben tam dünyaya göre

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız"




Bir diğer şiir arkadaşımdan. Arkadaş Zekai Özger, "Çelişkili Kötü Şiiridir"

Ya da onun deyişi ile 

"kadercinin / kendine tapmadan önceki 

son -ya da sona yakın- öfkesinin 

bir dünya görüşünün yorumuna  

başlangıç olan/ çelişkili kötü şiiridir " :





Zaman zaman isyan ettiğimi gizleyecek değilim. Tanrı bilirken insanlarından saklayacak bir şeyim yok iyi ki. Affetsin ne diyeyim. :

bağışlatıcı olmuyor ey bagışlatıcı olmuyor

bilmem nerelerdeki özgürlük şarkıları

bizim özgürlüğümüzü bunca kısıtlamışken

tutsaklığımızı sürdürürken ezerken ezdirirken

kurdukları düzende kayırdıkları güçlere

kayırdıkları güçlere sanki biz insan değiliz

gökyüzüne uzanmaktan yoruldu ellerimiz

ne isteriz ne isteriz bilseniz

bilseniz inanca karşı gelmek ne zor

bilseniz ekmek yemek su içmek ne zor

bilseniz mutluluk ah mutluluk

mutluluk çok ötelerde şimdi

nedensiz isteksizliğiyle vermekten kaçındığı bizlere

bizlere yani kendi yarattığına

/ ne gülünç kendi yarattığına /

mutluluk çok büyük ve çok ötelerde şimdi

tanrı kadar

ulaşılmaz

bir ulaşsam bir ulaşsam yok mu ya bir ulaşsam

kimselere bırakmıycam kimselere bırakmıycam

ama gücüm ama gücüm ama gücüm kısıtlı

valla bıktık billa bıktık yaşamaktan

ben insanım dedik günahkâr olduk

ben tanrıyım dedik günahkâr olduk

ben günahkârım valla

ben günahkârım valla ve de tüm günahlarını insanların

topladım omuzlarıma/ ben günahkârım valla

bir hafifledim bir hafifledim ki sormayın

günâhlar ne hafif şeyler öyle ve de ne güzel

ben hep tanrıyı düşündüm tanrıyı sevdim

ben hep tanrının dediğini yaptım günahkâr değilim

baktım hiç düşünmedi tanrı beni hiç sevmedi

baktım tanrı hiç yapmadı dediğimi

töbe töbe ben günahkârım valla 



Şimdi buraya Arkadaş'ımın bir şiirini daha yazacağım. Bir anlam ifade etmesi gerekiyor mu bilmiyorum sadece belirtme gereği duydum buraya ne yazarsam yazayım alıntı dahi olsa , tek tek defalarca dinliyor, defalarca okuyor ve her okuduğumda defalarca anlıyorum.  Belki de bu yaşlarıma isim verecek olsaydım inatla belirttiğim sayılar yerine bu şiirin başlığını kullanırdım .  "Hüzün Mevsimi" : 


gece bir tabut gibi çöker omuzlarıma bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta hasreti bir ben bilirim bir de gecenin gözlerindeki baykuş baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle süsler. bir damın üstüne oturturum süsler. Damımın üstüne oturturum -sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta abimin acıyla yontulmuş yüzü yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma dağılır ses olur acısı ezberlediğim bir öğüdü yineler bana -çocuğum üşütme yüreğini şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan korkarım mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa mesela annem de yoksa yanımda mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım -ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana yalnızım. bunu hep söylüyorum yalnızım. bunu hep söylüyorum geceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor hüznümü ölçeğe vuruyorum yüreğine sığmıyor her şey ne kadar olabilir meraklanıyorum yüzüme dokundukça tırnaklarım kanıyor yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde biliyorum. biliyorum bunu da biliyorum gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da kendime kendimden başka kendim yok ne utancımı kuşanan bir sevgi ne çirkinliğimi öpen bir kız yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız -ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta ey insanlar ey gecede unutulmuşluğumun yargıçları iğrenerek öpüyorum parmaklarınızı iğrenerek. hepinizi kucaklıyorum ilkin ağzınızı dudaklarınızı dişlerinizi öpüyorum bilmiyorsunuz. ben kendimi öpüyorum cinsel bir çiftleşmedir çarşaflar ıslak bir gece en fazla kendini çoğaltır bir solucan vücuduna yeni bir halka ekler döllenir acı. sevişme daha da erselikleşir -hü'yü tanıdım size anlatmalıyım bir gün size bir gün mutlaka hü'yü anlatmalıyım geceyse tükenmişse güneşin güçlülüğü gök gözlerinin buğusunu yansıtır senin acın acıların ölümüne gebedir korkma yavrum ne gece ne geceler senin suçsuz mızıkçılığını küçültemez bir çirkini öpmek için uzattığın yüreğini güzelleşip bir sevginin göğsüne yatmak biraz biraz yorgun biraz korkak bir insan sevmek biraz dayayıp sırtını gecenin duvarına bir ölünün ağzını dudağını öpmek biraz yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta ey kanımda tefler çalan mevsimle gelen sesimi çakallarla boğan gece hüznüme vur acımı soy beni de kuşat boris karlof kadar masum yüzümü karanlığınla frenkeştaynla çünkü artık büyütmeliyim içimde nefreti kalbim ki yıllardır iyiliğe abone nerde bir insan görse bırakır sevgi kuşlarını çünkü o bağışlar yargıçlarını kendi yasalarını kuramıyan yargıçlarını ey gecede unutulmuşluğumun suçluları ey yanlışlığımın yanlış yargılayıcıları suçum: nefreti öksüz bırakmak savunmam: sevgimi yüceltmek içindir sakalım yok biliyorum ama kötü değilim büyükleri sayarım küçükleri severim çocukları incitmeden severim. kadını öpmesini bilirim sizi de sizi de öpmesini bilirim -ana ben çok yalnızım. benim başka sevgim yok içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hü kural tanımayan sevgim benim aykırım fizikötem doğaüstüm yanlışlığım aşkım. sevgili yanılgım benim başyargıcım nefretim nefretim nerdesin kalbim bir gün elbette sana hükmedeceğim elbet geçer bu hüzün mevsimi bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün o gün size sevinci de anlatıcam bir solucan bir leylekle çiftleştiği gün o gün bahar mevsimidir size aşkı anlatacağım ve bir gün elbette yıldızları sayacağım -gelin kucaklayın beni. yıldızları sayamıyorum.



Yazım yanlışlarına takıldınız mı?  Çünkü Arkadaş bu şiiri ilk kez bir kağıda bu şekilde yazmış. Hatta değiştirmeye kıyamayıp olduğu gibi basmışlar kitabını.  Hem de o göremedi belki ama istediği gibi SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI ismiyle basılmış. 
Bu , anlatmak istediğimiz şeyleri nasıl anlattığımızı umursayanlar kim? Bir çıksınlar karşımıza lütfen anlatacak bir şeyleri var mı mesela? 



 

You don't listen, do you? I don't think you ever really hear me. You just ask the same questions every week. "How's your job?" "Are you having any negative thoughts?" All I have,,, are negative thoughts but you don't listen anyway.I said for my whole life i didn't know if i even really existed.But i do and people are starting to notice (JOKER-Arthur Fleck)

 

"Mesele o değil ya, insanlar adam gibi dinlemiyor birbirini. Cümleyi bitirmeden otomatik cevap. Her şey otomatik zaten. Sonra anlaşamıyoruz, anlaşamazsın tabi! (Şahsiyet-Haluk Bilginer)


Olumsuzluklardan ve sahip olduğumuz tek şeyin bu olumsuzluklar olmasını isteyenlerden çok bıktım. Kendilerini sürü güden gibi hisseden bu alçakların tatmin olduklarını gördüğüm için çok sinirliyim. Onlara bu hazzı sunan ahmakların bariz kalabalığını gördüğüm için çok sinirliyim. Etrafımdaki küçük yürüyen foseptik tankları ile bir kavgam var. Ama hiçbiriyle dövüşemem. Karşımda duracak kadar temiz olsalardı midemin isyanlarını göze alabilirdim. Henüz değil. Ne sürü gütmeye ne de bu diyardan gitmeye niyetim yok.

 



Küçük bir selam daha. Son halini aşağıya bırakırım. :)


 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mesela Yani

Kutsal Bok Böceği

Henüz Değil