Saçmalanacak
10.2.20
Döküp saçacak sözüm kalmadı desem kelime dağarcığımı sorgular mıydınız?
Çelişki. Her şey çelişti. Gerçekler onları aramak gibi bir huyumuz varsa çıkar ya hani ortaya, ben aradım, her şeyde, herkeste bazen gerçek olmasa bile bir çelişki buldum. Güvenmedim. Zaman zaman aileme bile.
Dislekside harflerin uçuştuğundan bahsederler, çizgileri algılama biçimi farklıdır çünkü kişinin.
Benim anılarım uçuşuyor. Çünkü neydi gerçek hangisi hayal, algılayamıyorum.
Ben büyürken 5000 kamera olsaydı ve her şeyi herkesi kaydetseydi uyanırdım.
Truman'ı sahte gerçeklikte tutmak için sürekli korkutuyorlar, hevesini kırıyorlar ve alaya alıyorlardı. Bize neden en olmazları bile yapabilirsin dediler o halde?
Cesur olmamızı söylediler, tamam her şeyde yine hevesimizi kırıp yolumuza taş oldular ama onlar köstek olurken bile o kadar ahmaktı ki. Birbirleriyle uğraşmaktan bizi bazen unuturlardı.
Gerçeklik ulaşmamızı istemedikleri bir şey değil ki. Görmeyi reddetmemizi istedikleri bir şey. Onca yanlışın arasına sıkıştırırlardı doğruyu, hoşumuza giden süslü yanlışlar olurdu sonra. Ya da o kadar doğru olurdu ki tek bir yanlışı koyarlardı, düşman olur düşünmezdik gerisini.
Evrende yalnızca bir noktayız deyip, bütün ömrünü kendisini Truman sanarak yaşayan ahmahlarla dolu etrafımız.
Evrenin başlangıcı, evrimin belirsizliği, benim varlığımın netliği, diğer varlıkların gerçekliği, paralel evrenler, karadelikler, termodinamik, etki tepki mekanizması,entropi, olası savaşlar, felaketler, koptu kopacak kıyametler...
Öyleyse bunlar ya hiç önemli değil onlar için, ya da yalnızca kendi başlarına gelirse.
Kubbenin ardında içindekinden farklı bir gerçeklik yok. Kaldı ki gerçekliğini sorguladıkları dünyanın düz mü yuvarlak mı olduğuna bile karar verememiş durumdalarken kubbe demeleri...
Hadi kubbenin ardına o gezegen senin bu galaksi benim taşıtlar diyelim. Karadelikleri aştılar ve paralel bir evren daha buldular. İçine çektiği her canlı yaşamı anında donduran bir nesneler evreni de vardır elbette. Herkes boşlukta asılı mankenler olarak kaldığında bu gürültü sona erer mi?
Yoksa mutlak gücü kabul edip yaşayan her canlıya* neydi günahımız * dedirten insan canlısından biri olup gelmemi gerektirecek günahımın ne olduğunu mu sorgulayayım?
Benliklerimize mühürlenmiş bir tanrı olma sevdasını hangimiz daha çok bastırıp acizliğini kabul edecek diye beklerken yaşanan yaşatılmayan her şeye şahit oluyorum. Şahit olamadıklarımı da tahmin ediyorum. Ben bu savaşı şeytanın ve şeytan bozması insanların kazanmasını istemiyorum. Bunun için tutunabileceğim tek mutlak gerçeğe sığınıyorum ve ne kadar kötü varsa, içlerinde ben de olacaksam dahi o gün gelmeli. Hesabını vermeden kimse sonsuz boşlukta bir yıldız olmasın istiyorum.
Hadi geçtim büyük meseleyi.
Sürekli eleştirdikleri sistem olmasa sanki doğaya çok güzel bakacaklar. Sanki hepsi, bize öğretilen sahtelikleri(?) bırakıp doğanın gerçeğini okuyacaklar birden.
Nedense sistemi en çok rahatından memnun olanlar sorgular.
Bak rahatı olmayanı okuyup sisteme köle olacağın işlerde çalışacaksın diye korkutan kim varsa, yemin olsun hepsi bir yerlerde.
Bize ne öğretilmedi anlatsanıza? Bizden neyi sakladılar? Sistemi yıkmamızı gerektiren o gerçeğin birazını söylesinler bize. Şirketler mi? Para mı? Yok edilmiş tarihi belgeler veya yakılmış kutsal sayfalar mı? Dünyayı yöneten semboller, gizli isimler mi? O güçlere karşı sistemi devirince, takasla mı, sapanla mı yoksa diyojenin fıçısıyla mı devam ederiz varolmaya?
Canlı yaşamını savunan insanların hayvanları yemeyi reddedip acı çekmedikleri bahanesiyle bitkileri canlı da olsa yemeyi önermelerine ne dersin peki? Bu durum en çok onların hoşuna gitmez. Çünkü sistem olmasa, herkesin minik evi, kendi bahçesi olsa hayvanları da kendi hallerine bıraksalar doğanın o kadar bitkiyi milyarlarca insana veremeyeceğini biliyorlar aslında. Küçücük tarlada birkaç kilo ürün almak için litrelerce su, kilolarca ilaç kullanıldığında,(çünkü doğasıyla oynadılar,durduramıyorlar) daha çok ürün versin diye hormon kullanıldığında ölecek olan her türlü hayvan, kaynağın yetersizliği sonucu ölen insanlar canlı değil nasılolsa.
Geçen yaz İstanbul'da bir karga son çare bir yerden bulduğu cevizi elektrik tellerinden aşağıya bıraktı. Yere düşen ceviz parçalanınca onu yiyecekti belli ki. Aşağıdan geçen bir adam sesi duydu, arkasını döndü yere düşen cevizi aldı ve ne yukarıda emeği çalınmış kargaya ne de arkasına bakmaya tenezzül etti. Yürüdü gitti. Burada insan imkanı olsa karganın ağzından cevizi alır diyorum bak, öyle bir şey olsa düşün sen halimizi.
Bir şey oluyor üzülüyorum. Bir şeyler oldurulmuyor, ben yine üzülüyorum. Bir şeyler olmuş olmamış insanlar hep dalgasını geçiyor canım sıkılıyor. Bir şeylerin insanlar sürekli savaşlar kavgalar sürsün diye inatla duyarını kasıyor, benim canım yine sıkılıyor. Bazen sadece kendi küçük hayatımdaki huzurun farkına varıyorum ailemle sevgiyi, neşeyi, zorluğu yaşadığım günün sonunda kafamı yastığa koyar koymaz uyuyorum, bilinçaltım sağolsun rüyalarımda bile olsa ister istemez şahit olduklarım hatırlatılıyor, uyanmak istemiyorum. Uyanıyorum, o küçük alandan, dışarıdaki savaş meydanlarına, birilerinin satranç tahtasına, kendim dışında hiçbir insanın aklına düşmek, yüreğinde bulunmak, görüş alanına çıkmak istemiyorum. Bu konforu bile yaşayamayacak kadar tutsak olan, bu konforu yaşamaya sağlığı el vermeyen insanlar, özellikle çocuklar geliyor aklıma. Affetsin ama isyan ediyor, yaşamak da istemiyorum.
Birkaç ağaç,ailem, bu coğrafyalara evlere tutsak olsunlar diye getirilen dört muhabbet kuşu arkadaşım... ,,hepsini kendi doğalarına götürelim istiyordum ama yanıyor olm ormanları?, Sisteme hizmet etmek için öğrendiklerim ve aslında siteme hizmet ederken benden istemeyecekleri ama benim bilmek istediğim için öğrendiklerim ve içinde bulunabildiğim kadar dünya dışında hiçbir şey yok hayatımda.
Daha yataktan çıkmaya, uyanmaya bile mecalim yok gibi hissediyorum, muhtemelen insanlığa da bir iş çıkmaz benden, üzgünüm. Tek istediğim kaosun içinde kendi cennetimi yaşamak. Ne kadar bencilce ve ne kadar hak etmediğini sanarak yaşanacak da olsa... Sonsuz cennet ihtimali için karşıma çıkan fırsatlar ve bana emredilenler de olmasa yemin ederim onun için bile ekstra yaşamam da işte, bakma.
Kendi halinde, zararsız, ziyansız, dertli,zaman zaman tasalı ama bir şekilde mutlu, umutlu, sağlıklı, sağlığı yerinde değil ama mücadeleci insanlar görünce mutlu oluyorum. Sonra , zalime, zulmüne, haksıza, haksızlığına ses çıkarmayanlardan olma ihtimallerini düşünüp mutsuz oluyorum. Büyükleri sevmiyorum. Elimde olsa saymam da.
Gençliğimi kullanamıyorum. Küçükleri seviyorum ama onların omzuna dokunabilen biri olamıyorum. Yirmi bir geliyor. Sanırım artık büyüyorum.
Yaş aldıkça bilgisayar başında geçen saatler daha çok göze batacak. Oynanan oyunlarda daha az yaşıt insanla karşılaşılacak. Kötü şeyler olacak, güzel şeyler yine en son duyulacak.
Yumruk hep sıkılacak, asla bir yere iz bırakmayacak. Aile yaşlanacak, onlar gidecek,,
yalnız kalınacak.
İnsanlarla yine nedense bir şeyler paylaşılacak. Paylaşılanları koz sanıp saldırmak, zayıf tarafından vurmak istediklerinde kahkaha patlatılacak. Sinirden,sersemlikten değil. Onlarla paylaştıklarını kendileri için sandılar diye.
Titanik filminde gemi batarken kamarasında çocuklarına masal okuyup onları uyutan anne gibi uyutuyorum çocukluğumu.
Bilmemek değil, inatla görmezden gelmek mutlu ediyor insanı.
Zaman zaman mutlu olunacak.
"Batıyorsak niye otuz metre yukarıdayız gardaşım?"
Her şeyinde etkili olduklarını sandığın insanlar seni gerçeğe giden yolda neden "en" olmadın diye eleştirdiklerinde mırıldanılacak.
"Aynı gemide yol alır,ayrı dümen tutarız bu evde"
Döküp saçacak sözüm kalmadı desem kelime dağarcığımı sorgular mıydınız?
Üstelik bu durumun son zamanlarda olup biten,olmayan bitmeyen şeylerle bir ilgisi yok. Şimdi daha kötüsü oldu diyemem ki,ben daha iyisi var mıydı ondan bile emin değilken,bir gün işlerin kötüye gittiğini, şimdi daha kötü olacağını ne hakla söyleyebilirim?
Gerçekle hayali birbirine karıştıran bir yalnız için geçmiş, sürekli insanlara 'ya şöyle bir olay olmuş muydu' diye sorup ,tuhaf bakışlarla hayır cevabını aldıktan sonra konuyu bir başkasının anısıyla karıştırdığına getirmek demek. Kendi geçmişime dair bile o kadar yetersiz ve belirsiz ki bildiklerim, ben ne anlarım dünya tarihinden,evrenin başlangıcından,olası son senaryolarından?
Gerçekle hayali birbirine karıştıran bir yalnız için geçmiş, sürekli insanlara 'ya şöyle bir olay olmuş muydu' diye sorup ,tuhaf bakışlarla hayır cevabını aldıktan sonra konuyu bir başkasının anısıyla karıştırdığına getirmek demek. Kendi geçmişime dair bile o kadar yetersiz ve belirsiz ki bildiklerim, ben ne anlarım dünya tarihinden,evrenin başlangıcından,olası son senaryolarından?
Milyonlarca ihtimalin içinden,nedense benim yaşamıma karar verildi. Milyonlarca ihtimale de borçlu geldim bak farkında mısın,tabi ağladım.Ağlamasam yaşamazdım.
Çelişki. Her şey çelişti. Gerçekler onları aramak gibi bir huyumuz varsa çıkar ya hani ortaya, ben aradım, her şeyde, herkeste bazen gerçek olmasa bile bir çelişki buldum. Güvenmedim. Zaman zaman aileme bile.
Dislekside harflerin uçuştuğundan bahsederler, çizgileri algılama biçimi farklıdır çünkü kişinin.
Benim anılarım uçuşuyor. Çünkü neydi gerçek hangisi hayal, algılayamıyorum.
Ben büyürken 5000 kamera olsaydı ve her şeyi herkesi kaydetseydi uyanırdım.
Truman'ı sahte gerçeklikte tutmak için sürekli korkutuyorlar, hevesini kırıyorlar ve alaya alıyorlardı. Bize neden en olmazları bile yapabilirsin dediler o halde?
Cesur olmamızı söylediler, tamam her şeyde yine hevesimizi kırıp yolumuza taş oldular ama onlar köstek olurken bile o kadar ahmaktı ki. Birbirleriyle uğraşmaktan bizi bazen unuturlardı.
Gerçeklik ulaşmamızı istemedikleri bir şey değil ki. Görmeyi reddetmemizi istedikleri bir şey. Onca yanlışın arasına sıkıştırırlardı doğruyu, hoşumuza giden süslü yanlışlar olurdu sonra. Ya da o kadar doğru olurdu ki tek bir yanlışı koyarlardı, düşman olur düşünmezdik gerisini.
Evrende yalnızca bir noktayız deyip, bütün ömrünü kendisini Truman sanarak yaşayan ahmahlarla dolu etrafımız.
Evrenin başlangıcı, evrimin belirsizliği, benim varlığımın netliği, diğer varlıkların gerçekliği, paralel evrenler, karadelikler, termodinamik, etki tepki mekanizması,entropi, olası savaşlar, felaketler, koptu kopacak kıyametler...
Öyleyse bunlar ya hiç önemli değil onlar için, ya da yalnızca kendi başlarına gelirse.
Kubbenin ardında içindekinden farklı bir gerçeklik yok. Kaldı ki gerçekliğini sorguladıkları dünyanın düz mü yuvarlak mı olduğuna bile karar verememiş durumdalarken kubbe demeleri...
Hadi kubbenin ardına o gezegen senin bu galaksi benim taşıtlar diyelim. Karadelikleri aştılar ve paralel bir evren daha buldular. İçine çektiği her canlı yaşamı anında donduran bir nesneler evreni de vardır elbette. Herkes boşlukta asılı mankenler olarak kaldığında bu gürültü sona erer mi?
Yoksa mutlak gücü kabul edip yaşayan her canlıya* neydi günahımız * dedirten insan canlısından biri olup gelmemi gerektirecek günahımın ne olduğunu mu sorgulayayım?
Benliklerimize mühürlenmiş bir tanrı olma sevdasını hangimiz daha çok bastırıp acizliğini kabul edecek diye beklerken yaşanan yaşatılmayan her şeye şahit oluyorum. Şahit olamadıklarımı da tahmin ediyorum. Ben bu savaşı şeytanın ve şeytan bozması insanların kazanmasını istemiyorum. Bunun için tutunabileceğim tek mutlak gerçeğe sığınıyorum ve ne kadar kötü varsa, içlerinde ben de olacaksam dahi o gün gelmeli. Hesabını vermeden kimse sonsuz boşlukta bir yıldız olmasın istiyorum.
Hadi geçtim büyük meseleyi.
Sürekli eleştirdikleri sistem olmasa sanki doğaya çok güzel bakacaklar. Sanki hepsi, bize öğretilen sahtelikleri(?) bırakıp doğanın gerçeğini okuyacaklar birden.
Nedense sistemi en çok rahatından memnun olanlar sorgular.
Bak rahatı olmayanı okuyup sisteme köle olacağın işlerde çalışacaksın diye korkutan kim varsa, yemin olsun hepsi bir yerlerde.
Bize ne öğretilmedi anlatsanıza? Bizden neyi sakladılar? Sistemi yıkmamızı gerektiren o gerçeğin birazını söylesinler bize. Şirketler mi? Para mı? Yok edilmiş tarihi belgeler veya yakılmış kutsal sayfalar mı? Dünyayı yöneten semboller, gizli isimler mi? O güçlere karşı sistemi devirince, takasla mı, sapanla mı yoksa diyojenin fıçısıyla mı devam ederiz varolmaya?
Canlı yaşamını savunan insanların hayvanları yemeyi reddedip acı çekmedikleri bahanesiyle bitkileri canlı da olsa yemeyi önermelerine ne dersin peki? Bu durum en çok onların hoşuna gitmez. Çünkü sistem olmasa, herkesin minik evi, kendi bahçesi olsa hayvanları da kendi hallerine bıraksalar doğanın o kadar bitkiyi milyarlarca insana veremeyeceğini biliyorlar aslında. Küçücük tarlada birkaç kilo ürün almak için litrelerce su, kilolarca ilaç kullanıldığında,(çünkü doğasıyla oynadılar,durduramıyorlar) daha çok ürün versin diye hormon kullanıldığında ölecek olan her türlü hayvan, kaynağın yetersizliği sonucu ölen insanlar canlı değil nasılolsa.
Geçen yaz İstanbul'da bir karga son çare bir yerden bulduğu cevizi elektrik tellerinden aşağıya bıraktı. Yere düşen ceviz parçalanınca onu yiyecekti belli ki. Aşağıdan geçen bir adam sesi duydu, arkasını döndü yere düşen cevizi aldı ve ne yukarıda emeği çalınmış kargaya ne de arkasına bakmaya tenezzül etti. Yürüdü gitti. Burada insan imkanı olsa karganın ağzından cevizi alır diyorum bak, öyle bir şey olsa düşün sen halimizi.
Bir şey oluyor üzülüyorum. Bir şeyler oldurulmuyor, ben yine üzülüyorum. Bir şeyler olmuş olmamış insanlar hep dalgasını geçiyor canım sıkılıyor. Bir şeylerin insanlar sürekli savaşlar kavgalar sürsün diye inatla duyarını kasıyor, benim canım yine sıkılıyor. Bazen sadece kendi küçük hayatımdaki huzurun farkına varıyorum ailemle sevgiyi, neşeyi, zorluğu yaşadığım günün sonunda kafamı yastığa koyar koymaz uyuyorum, bilinçaltım sağolsun rüyalarımda bile olsa ister istemez şahit olduklarım hatırlatılıyor, uyanmak istemiyorum. Uyanıyorum, o küçük alandan, dışarıdaki savaş meydanlarına, birilerinin satranç tahtasına, kendim dışında hiçbir insanın aklına düşmek, yüreğinde bulunmak, görüş alanına çıkmak istemiyorum. Bu konforu bile yaşayamayacak kadar tutsak olan, bu konforu yaşamaya sağlığı el vermeyen insanlar, özellikle çocuklar geliyor aklıma. Affetsin ama isyan ediyor, yaşamak da istemiyorum.
Birkaç ağaç,ailem, bu coğrafyalara evlere tutsak olsunlar diye getirilen dört muhabbet kuşu arkadaşım... ,,hepsini kendi doğalarına götürelim istiyordum ama yanıyor olm ormanları?, Sisteme hizmet etmek için öğrendiklerim ve aslında siteme hizmet ederken benden istemeyecekleri ama benim bilmek istediğim için öğrendiklerim ve içinde bulunabildiğim kadar dünya dışında hiçbir şey yok hayatımda.
Daha yataktan çıkmaya, uyanmaya bile mecalim yok gibi hissediyorum, muhtemelen insanlığa da bir iş çıkmaz benden, üzgünüm. Tek istediğim kaosun içinde kendi cennetimi yaşamak. Ne kadar bencilce ve ne kadar hak etmediğini sanarak yaşanacak da olsa... Sonsuz cennet ihtimali için karşıma çıkan fırsatlar ve bana emredilenler de olmasa yemin ederim onun için bile ekstra yaşamam da işte, bakma.
Kendi halinde, zararsız, ziyansız, dertli,zaman zaman tasalı ama bir şekilde mutlu, umutlu, sağlıklı, sağlığı yerinde değil ama mücadeleci insanlar görünce mutlu oluyorum. Sonra , zalime, zulmüne, haksıza, haksızlığına ses çıkarmayanlardan olma ihtimallerini düşünüp mutsuz oluyorum. Büyükleri sevmiyorum. Elimde olsa saymam da.
Gençliğimi kullanamıyorum. Küçükleri seviyorum ama onların omzuna dokunabilen biri olamıyorum. Yirmi bir geliyor. Sanırım artık büyüyorum.
Yaş aldıkça bilgisayar başında geçen saatler daha çok göze batacak. Oynanan oyunlarda daha az yaşıt insanla karşılaşılacak. Kötü şeyler olacak, güzel şeyler yine en son duyulacak.
Yumruk hep sıkılacak, asla bir yere iz bırakmayacak. Aile yaşlanacak, onlar gidecek,,
yalnız kalınacak.
İnsanlarla yine nedense bir şeyler paylaşılacak. Paylaşılanları koz sanıp saldırmak, zayıf tarafından vurmak istediklerinde kahkaha patlatılacak. Sinirden,sersemlikten değil. Onlarla paylaştıklarını kendileri için sandılar diye.
Titanik filminde gemi batarken kamarasında çocuklarına masal okuyup onları uyutan anne gibi uyutuyorum çocukluğumu.
Bilmemek değil, inatla görmezden gelmek mutlu ediyor insanı.
Zaman zaman mutlu olunacak.
"Batıyorsak niye otuz metre yukarıdayız gardaşım?"
Her şeyinde etkili olduklarını sandığın insanlar seni gerçeğe giden yolda neden "en" olmadın diye eleştirdiklerinde mırıldanılacak.
"Aynı gemide yol alır,ayrı dümen tutarız bu evde"
Yorumlar
Yorum Gönder