Araf Asab Bozar

Çocukların yaşamadığı bir dünyada içinizdeki çocuğu yaşatın diyorlar arkadaşlar. Dalga geçer gibi de değil, cidden inanıyorlar buna.
Büyüdük, öldük diyemem bu duruma. Bir öldük bir dirildik. Ne yapsak nasıl devam etsek, devam etmesek mi? Bilemedik. Bu benim yolculuğum. Kendi kendime konuşmalarım... İstersen dinle.

27.10.16, 28.10.16
27---
"Benim olmadığım bir yerde, benim olmadığım bir zamanda, benim hiç tanımadığım insanların dilinde adım geziyor olabilir mi? Ve oyunun kuralları gereği tüm bunlardan hiç haberim olmayabilir mi?" 
Olamaz safım. Evrende bir nokta bile olacak kadar yer doldurmadın daha. Doldurur musun ondan da emin değilsin. Her gün bulutlara bakma işi yaş bak, ben söyleyeyim sana. 
" Bulut kurşundan ağırdır " ama
Bulutlar güçlü değildir evet, ama yeryüzündekiler hiçbir zaman o kadar temiz olmayacak. Olmadı. Bunu da biliyor musun? "Öyleyse silahınızı alın ve sonsuza dek bulutlara ateş edin." de. Ama unutmasınlar "Hiçbir kurşun bulutlara ulaşmaz. Olan tetiği çeken parmağın sahibine olur."
Başka bir dünya var mı, ya da paralel evrenlerdeki kopyalarımız konusundaki şüphelerimiz kesin mi? Kesin olsa şüphe derler miydi saf. Düşünme bunları. Zaten küçük prens dememiş mi yeni gezegen bulup, isim bile vermiyorlar. Numara veriyorlar, sayıları çok sevdiklerinden.
(GAABB-Eray Aydan kitabı. *Abi, sen çok şey değiştirdin*) 
28---
Kepler 452b dediler bak.Bir gün 1400 ışık yılı aşmayı başaracak bir teknolojileri olursa, büyükleri gönderelim. Garipler çünkü. Daha sonra geri gelmek isterlerse atmosfere nanoçiplerle büyük insan geçirmez kalkanlar yapacak teknolojimiz de olur elbette. 
Sen de garipsin canın başka gezegen çekiyor herhalde? 

2.2.17
Fark ediyor musun?  Yüzde yüz saf olma diye savaşıyorlar seninle. Sen bile savaşıyorsun kendinle. Herkes neyse de sen niye yapıyorsun bunu kendine? İçsel çatışma mı diyorlar buna, yapma. Savaş açma kendine. Yaşadığın zaman boyunca zaten çok koşup, çok düşeceksin. Hatta paçalarından tutup seni kendi çukurlarına çekecekler, yakandan tutup o çukura bizzat itecekler. Çukurda olanın seni çekmesine şaşırmayacaksın belki , sırtından vurulmak göğsüne vura vura o karanlığa itilmekten ağır gelmeyecek. Sana karşı saf tutanlarla aynı safta durmaya devam ettikçe *dibe doğru düşüyorum, yeni bir dip daha olduğunu keşfediyorum* diyemez, şikayet edemezsin. Yapma

12.2.18
"Bir dikili ağacım olsaydı yeryüzünde.." 
Bir dikili ağacı olmadan ölen insanları düşündüm. Henüz hayattayken bunu istemeyi bile düşünmeyenleri de. Onlar ölürken pişman oluyor mudur acaba? Olanlara yaptıkları ve onlara yaptırmadıkları gelmiyor mu gözlerinin önüne. 
Bugün ölmemek yitmemek için zalimlere zulümlerinin hiçbir şey götürmeyeceğini inatla hatırlatsın diye bir ağaç diktim. İlk ağacım, ilk kavgam. İlk nefes alışım daha.
Tüm insanları kötü bilerek kötülük yapma hakkını kendimde bulamadım hiçbir zaman. Herkesi iyi bilerek hayal kırıklığına da uğramadım. Ama ikincisi olsun diye çok çabaladım, gerçekten. Olmadı. 
Bugün bana karşı saf tutanların yanından ayrılıyorum. 
Ona can suyunu Ziya Osman Saba adına verdim. Artık onun da bir dikili ağacı var. Ihlamur... 

2.4.18
Bütün bu yazarlar, içinde bulundukları yüzyılda yaşatılanların, hiç yaşanmayanların, ileride bir şey değiştirmeyecek olduğunu biliyordu sanki. Çiviyi eline alıp bir şeyleri haykıran ilk kişinin hissettiği o ihtiyaç gibi hissedilir hala zihinlerin derinlerinde. 
Ama çok geçmemiş yazı da zalimin el atmasıyla yerini aydınlanmadan savaşın karanlığına bırakmış. O çivi, haykıranların ağzını kapatan fermuarı sabitlercesine çakılmış nefret kayalarına. Ama saygı duy bu savaşa. Kalemini doğrudan yana tutan hiçbir savaşçı ölmedi asla. 
Onlar bilmezden gelsin, zalime inat kuşanırız en güçlü silahlarımızı. Okudukça rütbe atlarız tabi, ama biz rütbesiz de yıldızlara bakabiliriz!

2.6.18
Adaletli olandan adaletsizce isteklerde bulundum. Ne acı

13.6.18
Karanlıktan tırnakları kanaya kanaya çıkmaya çalışan mıyım, karanlığı gördüğüm çukurun başında, son tırmanışı benim elime tutunarak yapsınlar diye beklemekten kanayan gözleriyle duran mıyım? Bilmiyorum. 
Cehennemde yoksa bile ateş, onlarla yan yana durmak istemediğim şeytanlar gördüm yeterince. Tırnaklarım, gözlerim. Kanayabilir. Kanasın zaten. 
Yalnız olmadığımı biliyorum. Bilgisi ve sevgisi kadar sabrı da çok olanların dokunduğu omuzların varlığına, bir gün başka omuzlara dokunabilen biri olma umuduyla güvenerek. Onlarla, ama asla peşlerinde veya önlerinde değil. Ki hiç tutulmayan ellerimizle biz, böyle boşta. Ama asla boşlukta değil. Beklemekten kanayan gözlerimizle, yorgun. Ama asla kabul görmeyi önemsemiş olarak değil. Ve şahit olduklarımız yüzünden akan göz yaşlarımızın tıkadığı sinüslerimizle. 
Başımızın ağrısı bizim, boşuna, değil. 

29.11.18
Gerçekliğinden şüphe ettiğim şeylere şahit oldukça sürekli olarak önüme iki seçenek çıktığını gördüm. Shakespeare gibi vazgeçmek mi
"Bir bıçak saplayıp göğsüne, kurtulmak varken? " 
Galilei gibi, mücadele etmekten hiç vazgeçmeden sabretmek mi? 
"Eppur si muove" 

9.12.18
"Ben daima gerçeğe inanırım. İnsanın hakikati olduğu gibi kabul edecek cesareti olmalıdır. Bu cesaret olmazsa hayatın da anlamı kalmaz. Bize en fazla kötülük edenler, gerçekleri bizden saklamaya çalışanlardır" - Agatha Christie
Gerçeğin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır diyorlar. Nereye var nereyee?? Gerçekler eğer insanların onları aramak gibi bir huyu varsa ortaya çıkarlar. Zamana bırakılan onca gerçek, büyük bir kandırmacayla işte bu yüzden unutuldular. Gerçeği ümitle örtemezsiniz. Zamanın insafına terk edemezsiniz!

5.1.19
Eli hiç toprağa değmemiş insanlar var. Eline yıldız tozu bulaşmış insanlar da... 
Eline yıldız tozu bulaşmış insanların dokunduğu yerin parlamasını, zaten beklerdim de, eli hiç toprağa değmemiş insanların dokundukları yeri çamura bulmasına şaşırıyorum her defasında. 
6.3.19
İlk Yardım dersi için en gereksiz bilgi 'insanlar birbirinin Hızır' ı olarak yaratılmıştır' olsa gerek. Bir kazada olay yerinde olmamızın bir sebebi varmış. Ama tabi ona Hızır olmaya giderken öncelik bizdeymiş. Ucuz kahramanlık yapmayacakmışsın. O kişinin ölümüne kendimizi korurken şahit oluşumuzu da bir sebebe bağlardı elbette, ama sormadım. Kendimizi koruma sebebini de vasıflı olanın biz olduğu gerçeğine (?) dayandırıyordu. Hızırı olacağımız kişi kim olursa olsun,muş. Kişinin kendini koruma önceliğinin önem arz etmediği tramvay ikileminde de bilim adamları farklı varyasyonla sormuşlar, kimi hangilerini kurtarırdınız? 
Çok değersiziz. Bir insanın hayatı başka bir insanın insiyatifine her an bağlı olabilir. İnsanların hayatlarını bırakıp çeşitli özelliklerini öncelik yapıyorlar hala. Çok aptalız. 

19.5.19
Kaza geçirdik. Biraz önde daha olsak ölüyorduk, ben, kardeşim,büyükbabam. Biraz daha hızlı gidiyor olsa ölüyordu o adam. Yanıp sönen ışıklar kimsenin mesuliyet kabul etmediğini haber veriyor. 'Ben aslında burada yokum' diyor.  Belki son anımda bile yüzüme selektör yapılmış bir vaziyette, şaşkın olacaktım. Araf, kaçamıyor insan. Hayatının değersizliğini fark ettiğinde bile. O adam çocuklarına pasta almak için çarşıya inmiş, evine dönüyormuş. En büyük hasarı o aldı,ona bir şey olsa, bize bir şey olmasaydı. Cehennem orası işte sayın bilim adamları. Tükürem tramvayınıza. 

25.8.19
Evrenin mutlak yasalarını deli gibi merak ediyorum evet. Yeryüzünde herkesin yasa koyabildiği bir satrançta insanın sürekli 'kendine karşı oynaması, kendi gölgesinin üstünden atlaması' gibi bir çelişki neyse onu yaşıyorum. Çoğu gibi. Ve bilinçli bir ikili düşünme de değil bu aslında. 

Evet evrenin büyüklüğü tartışılmaz. Genişlediği gerçeği de. En azından ben sualsiz kabul ediyorum. 
Kendime göre en yükseğe çıktığımda da, bu bugün galata kulesi oldu, ne kadar büyük bir şey olsa müdahale ederim acaba dedim. Göremem bile. Bir çocuğun yanında anneciği öldürülse, bilemem. Haberi gelse, saatler geçer üstünden, hesabı kesilecek olsa aylar. Hatta bazen hesabını sormazlar bile. Daha büyük ne yaşanması gerekiyor bastığımız yerin sarılması için, daha ne kadar enkazı daha kaldıralım içimizde?
 Mutlak adaletin sağlanacağı günü herkes kadar bekliyorum. O güne inanıyorum, çünkü gelmek zorunda. 
"Yalnız yalnızın halinden anlar yalnız. Cılız ağacın tenine başta değdi, kaldıramadı bunu görmeyi, kaydı gitti yıldız. Yıllar altın, çalan hırsız. Yaşamak çırpınmaktan farksız! Ben yarınları bugünlerden tanırım o yüzden umutlarım tek tek azalıyor sanırım." - Sessiz ve Yalnız/Sagopa Kajmer 

···· · ·–·   –· · –·–– ··· ·
Unutamadıklarım...

" Çiziyorsa eğer, altını çizdiği satırları görmeyi çok isterdim. Çünkü altı çizili satırların olduğu kitapları birine vermek, kimliğini açıp o insanın önüne sermek gibiydi. Sırf bu yüzden kitaplarımı paylaşmayı sevmezdim. Birisi gizli bir yanımı keşfedecek, sevdiğimi kendimin bile bilmediği bir şey öğrenecek diye ölesiye korkardım. Bakmasını ve derine inmesini bilen insanlar için altı çizili tek bir kelime bile çok şey ifade ederdi" UKAD/Sümeyye Özdemir kitabı. 
···· · ·–·   –· · –·–– ··· · 
"Altmış beş yaşına geldim. Geçen doğum günümde bir dilek tuttum,çocuk gibi. Yine imkansız bir dilek tabi. Ne diledim biliyor musunuz? İyi bir insan olmayı" - Şahsiyet/Haluk Bilginer
···· · ·–·   –· · –·–– ··· · 
Bunun altını çizmedim. Ama üstünde düşünülebilir. Oyunculuk bence çok güzel. 
Şey, yine de Kendallar, ve Kendalı Kendal yapanlar, inatla kötülük yapma hakkını kendilerine tanıyorlarsa, lanet olsun. 
"-İddiaları duydun. Söyleyecek bir şeyin var mı? 
-Var hakim bey. İşlediğim suçlar doğrudur,ben yaptım. Ben, Kendal. Herkesin ya korktuğu ya da tiksindiği Kendal. Ata bilmez, öz bilmez Kendal. Çıkarı uğruna kimseyi tanımaz Kendal. Kadın düşmanı Kendal... Anam başta olmak üzere hayatıma giren, değen ne kadar kadın varsa, yaktığım, yıktığım doğrudur. Canına, cananına kastettiğim doğrudur. İşte, karşınızdayım hakim bey. Kaç cinayet saydınız, hepsinin faili benim. Amma hakim bey, ben de davacıyım. Bana hayat veren kadın başta olmak üzere hayatıma giren her kadından davacıyım. Değil mi ki beni bir ana doğurdu, doğurmakla da kalmadı Kendal olayım diye yoğurdu. 'Er kişisin' dedi evdeki ekmekten, tuzdan sorumlu tuttu. Başım gözüm üstüne dedim. Hafta yedi gün, dokuz koştum. Ana dedim çok yoruldum azıcık dinleneyim dizinde diye hayıflandım. Anam dedi ki, 'Erkek adamsın, erkek yorulmaz.' dedi. Erliğin bedeli buydu, ödülü belliydi. Aldım kabul ettim. Altı yaşında falandım. Ağaçtan düştüm, dizim yarıldı çok canım yandı çok kan aktı. O kadar ağladım ki, anam dedi ki 'Erkek adam ağlamaz.  Ağlamayı yasak ettiğiniz bir adama vicdansız diyemezsiniz. 
On iki yaşındaydım bir artist vardı adını şimdi unuttum, böyle fırça bıyıklı çok komik bir adamdı. 
O öldüydü de onun filmini verdilerdi, ben de ilk defa izliyorum. O kadar çok güldüm ki, katıla katıla güldüm. Anam dedi ki 'Erkek adam gülmez' Gülmeyi yasak ettiğiniz bir adama yüzümüzü güldürmedi diyemezsiniz. 
Anamdan davacıyım. +... Davacıyım.Ben Kendal. Beni Kendal yapanlardan davacıyım. Şimdi diyeceksiniz ki senin hiç mi suçun yok? Dedim ya hakim bey, hepsi kabulüm. Beni Kendal yapanlara yardım ettim ben. Şimdi diyeceksiniz ki pişman mısın, yine olsa yapar mısın?
Ben Kendalım. Yine yaparım. Yine! " Karagül 124./Kendal Şamverdi duruşma sahnesi(Mesut Akusta) 
···· · ·–·   –· · –·–– ··· · 
" Valla biz sana kendimizi beğendirmek için artık çalışmıyoruz. Pes edeli çok oldu. Naptığını anlamıyoruz ki, özel sektör gibisin. Bir çıta var evet fakat oraya biz eriştikçe sen onu daha yukarı çıkartıyorsun ya. Biz sana kendimizi beğendireceğiz diye ne yapacağımızı şaşırmışız senin şu yaptığın şeye bak. Çocuk gibi, geçmişsin karşımıza azarlıyorsun ya. Bir günden bir güne yanımıza gelip halimizi hatrımızı sordun mu? Ben sizi seviyorum ben size güveniyorum size inanıyorum dedin mi ya? Sen bir kere merak ettin mi ne hissettiğimizi? Kardeş Payı/Ali
"Yalan söyleme. Öylesine dedin işte. Senin bizimle ilgili her şeyin sanki öylesine. Öylesine muhabbet ediyorsun öylesine kızıyorsun, öylesine nasihat ediyorsun. Biz sana güveniyoruz ya, seni ciddiye alıyoruz ya. Senin bizi ciddiye aldığının on katı daha fazla. Peki ya sen? " Kardeş Payı/Metin
" Senin üç şutun da kornere çıktı. Biz bunu kabul ediyoruz. Ama bu hayatta üç korner bir penaltı etmiyor, etmiycek de. Allah aşkına sen de bunu kabul et. Ya biz buyuz, bu kadarız ya. " Kardeş Payı/Feyza
Dizide bu konuşmalar 6. Bölüm 1.01:43-1.05:12 arası geçiyor. Cidden, keşke bunu yapmasalardı.
1.05:20-1.05:46
"Vay be. Nasılsın bile dememişim. Ya insan sevdiği kişilere nasılsın diye sorar mı? Bilir zaten nasıl olduğunu." Kardeş Payı/Tahsin
Üstüne bir de dizinin 14.bölümünü izlediğimde, neyse.
 O dizi çok güzeldi be.
···· · ·–·   –· · –·–– ··· ·



10.1. 20
Bir gün tüm doğru bildiklerim çürütülse bile ne var ki, ne olacak, boşluğa asla düşmemek için yetiştiririm kendimi diyordum. Oraya düşülmediğini fark ettim. Zaten boşluk da değilmiş o. Boşluk olsa nasıl içinde olayım veya içinde birileri neden?
İtilmem gerekmemiş. Ben kendimi itmişim. İçgüdüsel yani. Paçalarımdan da tutmamışlar. Sonuçta kimsenin önce ayağı gelmiyor dünyaya. Ters doğum diyorlar ona. İnsanın tersine gelme diyorlar bir de. Tersiyle gelen ölüyormuş hayırdır abi?
İçine düşerim diye korktuğum yere kan ter içinde kalarak,minik elimi yumruk yaparak, ciğerlerimi neredeyse parçalayacak kadar havayı içime çekerek, canla, hakikaten önce başımla gelmişim. Cenneti arama telaşıyla...
Konuşmaya başlayınca kötü bir yer değil burası cennet gibi diyorlar. Birileri kötü baktığı için bu hale gelmiş. İçinde şeytanlara yaşadığımız bir yerde her şey en güzeli olsa bile yine cehennem. Ama diyemiyorum bunu onlara.
Savaşlar oluyor, şaşırmıyorum. Savaşların bittiği, çocukların ölmediği, potansiyelini en küçük fırsatta kötü olmaya kullananların kan kusturmaktan vazgeçtiği, iyilerin sabretmek zorunda olmadığı bir yer olmadı dünya. Ben yokken de olmamıştır. Benden sonra da olmaz. Bu her gün duyduklarım, gösterilenler, bir şekilde şahit olduğum acılar, Savaşlar, mütevazi sanılan yaşamlardaki iğrençlikler, inançlı sayılan insanların gizli, açık yaptığı ahlaksızlıklar hep vardı.
Sadece teknoloji bu kadar gelişmediği için ya haberi gelmiyordu, ya da birkaçı çok geç...
Kötü olan, tüm bu savaşlar bile, her zaman iyi ile kötü arasında olmuyormuş.
İstemiyorum savaşları, masumlar ölüyor diyorum ama masumlar onlar anlaşırken de ölüyor. Bilmiyorum sanki.
Ayrışınca, ayrılınca ölürüz diyorlar.
Ama düşündükçe biliyorum ki kavgalar daha çok herkesin biraraya geldiği ortamlarda oluyor.  Ve biz yine ölüyoruz.
Asıl düşmanı bırakıyorsunuz be büyüklerim!
Vurgun yeme korkunuz yüzünden derine gitmeyip sığ sularda birbirinize tuzak kuruyorsunuz. Bir de deyim yapmışsınız ayıp olmuyor mu. Bizi niye?bir kaşık suda boğmaya? çalışıyorsunuz? Yakışmıyor.
Arkadaşlarım ölüyor. Çünkü hala herkese, her şeye saygı duyulur sanıyorlar.
Ben her şeye, herkese saygı duymuyorum, duyulmaz zaten. Ama ben de herkesten şüphe duyuyorum. Ki bu iyi değil. Çünkü insan güvenmediğinde hak etmeyene karşı kırıcı olabildiği gibi, o an kanıtlayamadığı için hak edene karşı bir sıfır geride başlayıp, iftira atmış da sayılabiliyor.
Saygıyı bol keseden dağıtmayınca sevilmiyorsun. Bir de o var tabi.

Dert değil.
Her şeyi, zulmü, bizim için ölen gencecik insanların katillerini, hırsızı, arsızı, topunu, tüfeğini,düşmanı, komplo teorilerini vs bırakıp da kendi gerçeğini arayan, doğduğu, üzerine bastığı topraklara faydası olsun diye çırpınan benim ve arkadaşlarımın küçük hayatını kendine dert eden yüzsüz zımboları sevindirmeyeyim de,
*Ne olmuş yani büyük adam olamadıksa, hayallerimizi satmadık ya. *demeye yüzüm olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mesela Yani

Kutsal Bok Böceği

Henüz Değil